pazar sabahı şehir fazlasıyla sessizdi. fazla düzenli, fazla yerliydi.
wonhee henüz bu sessizliğe alışamamıştı.
taşındıklarından beri her şey ona biraz sahne dekoru gibi geliyordu. sokaklar tertipliydi, kaldırım kenarındaki çiçekler aynı yükseklikteydi, insanlar birbirine isimle selam veriyordu. annesi bunu seviyordu. "sıcacık bir yer burası," demişti ilk gün. "insan kendini kaybolmuş veya yabancı hissetmez."
wonhee ise tam tersini hissediyordu.
kaybolmak belki daha kolaydı. burada herkes bir yere ait gibi duruyordu. o ise henüz hiçbir yere ait değildi.
annesi mutfakta çay bardağını tezgâha bırakırken gülümsemişti.
"bugün birlikte kiliseye gidelim mi?" demişti, sanki sinemaya davet eder gibi yumuşak bir sesle.
zorlamamıştı. asla zorlamazdı zaten.
wonhee annesini seviyordu. hem de çok. babasıyla ayrı olmalarına rağmen evlerinde ağır bir hava hiç olmamıştı. babasıyla hala konuşur, bazen hafta sonları buluşurdu. annesi de bunu doğal karşılar, hatta bazen kendi hatırlatırdı. aralarında kırık bir şey yoktu; sadece hayat biraz farklı akmıştı.
ama kilise...
kilise annesinin alanıydı.
wonhee annesi kadar dindar değildi. inanmıyor değildi belki, ama düzenli ilahi söylemek ya da her pazar aynı bankta oturmak fikri ona fazla.. düzenli geliyordu.
yine de "olur" demişti.
çünkü annesinin yüzündeki o küçük umut ifadesini seviyordu.
kilise şehir merkezine yakındı. taş binanın önünde birkaç aile sohbet ediyor, içeriden hafif bir org sesi geliyordu. kapıyı açtıklarında ahşap kokusu ve mumların hafif sıcaklığı yüzlerine çarptı.
wonhee adımını yavaşlattı. içerisi beklediğinden daha aydınlıktı. vitraylardan süzülen ışık, bankların üzerine renkli gölgeler bırakıyordu. insanlar yerlerine oturmuştu. fısıltılar yavaş yavaş susuyordu.
annesi hafifçe eğilip kulağına fısıldadı.
"bak, senin yaşlarında kızlar da var burada. alışman kolay olur."
wonhee gözlerini devirmek istese de sadece başını çevirmekle yetindi.
koro sağ tarafta dizilmişti. beyaz yakalı koyu renkli kıyafetler içinde birkaç genç kız ayakta duruyordu. notalarını tutuyor, hafifçe nefes alıp veriyorlardı. ilahi başladığında sesler aynı anda yükseldi. yumuşak, temiz, uyumlulardı hepsi. wonhee de alışkanlıkla eşlik etti. sözleri bilmiyordu ama melodiyi tutturabiliyordu. sesi annesinin yanında hafifçe yükselirken bakışları dağınık şekilde koro sırasına kaydı.
ve donakaldığını hissetti.
çünkü annesinin gösterdiği "onun yaşlarındaki kız" tam da ortadaydı.
ismini henüz bilmiyordu. ama yüzünü gördüğü an, isminin önemli olmadığını hissetmişti wonhee.
kız diğerlerinden biraz daha sakindi. sesi yüksek değildi ama netti. gözleri notalarda değil, karşısındaki boşluğa sabitlenmişti. sanki şarkıyı ezbere biliyordu. sanki burada büyümüştü. sanki bu yer ona aitti. wonhee'nin yabancılığının aksine.
ışık vitraydan süzülüp saçlarının üzerine düşüyordu. renkli gölgeler yanaklarına değiyor, tekrar kayıyordu.
wonhee şarkının ortasında susakalmıştı.
etrafındaki herkes ilahiye devam ederken o sadece güzel kızı izliyordu.
YOU ARE READING
not even god can stop me
Fanfiction"tanrı bile beni durduramadıysa, sen hiç durduramazsın sakai moka."
