Ortalama 4 veya 5 yaşlarındaydım. Annem yine beni bir reklam filmine götürmüştü. Sette bir çocuk görmüştüm, o da benim gibi şık giyimli ve sevimliydi. Ama onun yüzünde benimki gibi sahte bir gülümseme yoktu. Bu yaştaki bir çocuğa göre çok ölümcül bakıyordu. Bu yüzden yanına gittim, onu biraz olsun güldürmek için. Ben ne söylersem söyleyeyim hep kısa ve net cevaplar veriyordu. "Sen neden bu kadar üzgünsün?" diye sorduğumu hatırlıyorum.
O da cevap olarak şöyle demişti "Sen halinden memnun musun, ailen seni kuklası yaparken memnun musun? Bizi buraya getiriyorlar, röportaj verdiriyorlar sonra da eve gönderiyorlar. Sence bu mutsuz olmak için yeterli bir sebep değil midir?". Bu cümleleri kurduktan sonra arkasına bile bakmadan gitmişti. O gün bir şeyler olduğunu hissetmiştim, altından çok başka şeylerin çıkacağını... Arkasından "Bir gün yalnız hissedersen bul beni o zaman mutsuz çocuk, ismim Hilal Alsancak. Belki panzehirin olurum!" diye bağırmıştım. Belki de o çocuğa acımıştım. Ama bu duygunun acıma duygusu dışında her şey olduğunu o zaman anlayamamıştım...
Şimdilerde o çocuğu daha iyi anlıyorum. Kocaman bir evim, bok gibi param vardı ama yalnızdım... O çocuktan daha yalnızdım.
*
Bugün Ordu'ya gidecektim, ne zamandır istediğim bir projede başrolü kapmıştım. Bavulumu hizmetlilere toplatıp evden çıktım ve havaalanına gittim. Birkaç tane hayranla fotoğraf falan çekildik. Sonra kahve almak için Starbucks'a gittim. Kendime bir Ice Americano aldım ve kendi bineceğim uçağı bulmaya çalıştım. Telefonuma bir bildirim geldi ve okumaya başladım. Bildirimde uçuş saatinin bir saat erteleneceğini ve tüm yolculardan özür dilediklerini söylüyorlardı. Ben sinirle telefona bakarak yürümeye başladığımda bir anda başımı çok sert bir yere çarptım. Kafamı kaldırdığımda sinirle karşıma bakıyordum ama karşımda sadece kahveye bulanmış beyaz bır gömlek vardı. Başımı yukarı kaldırdığımda siyah saçlı, beyaz tenli ve siyah gözlü çok yakışıklı bir adamla karşılaştım. O da bana sinirle bakıyordu. O bana "Ne yapıyorsun?" diye sorunca, ben de hemen savunmaya geçerek "Asıl sen ne yapıyorsun? Kahvemi döktün!" dedim.
"Ben yürüyordum ve bir çatlak bir anda önüme..."
"Çatlak mı? Sensin çatlak, seni mahkemeye veririm!"
"Hıh, ver bakalım." Hıh mı? Hah, kaç yaşında bu adam? On falan mı?!
"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?"
Çok komik bir şey söylemişim gibi alayla gülerek "Kim mişsin sen?" diye sordu.
"Ben Hilal Alsancak, beni herkes tanır." dedim çenemi yukarı kaldırarak.
Gözünden çok kısa bir süre manidar bir ifade geçince beni tanıdı sandım fakat beni şaşırtarak "Seni tanımıyorum." dedi. Bunu bir anda ciddileşerek söylemesi beni inandırmıştı.
Biraz bekledikten sonra uçaga sonunda vardım. Yerimi bulduktan sonra cam kenarına oturdum. Az önce karşılaştığım adam yanıma gelip oturunca "Ne yapıyorsun? Sapık mısın? Neden beni takip ediyorsun? Seni polise şikayet ederim!" dedim. Bir anda savunmaya geçmemi sorguladı ama bir şey demedi. Derin bir yarası vardı hemen savunmaya geçmemin...
İfadesini toparladığında rahatından ödün vermeyerek "Galiba sen beni takip ediyorsun." dedi. Bayağı dalga geçiyordu. Adi herif!
"Ne münasebet canım, ne alaka?"
"Benim yerimde oturuyorsun."
"Hayır, kendi yerimde oturuyorum."
"Öyle olsun bakalım, ben de yanına oturacağım mecburen."
"Allah'ım sen bana sabır ver!" Üç saat boyunca bu adama mı katlanacağım ben?
*
Yolculuk boyunca sinirlerimi bozan adama artık dayanamadığım için burnumdan soluyordum. Artık dayanamayıp "Ay yeter!" diye bağırınca adam bir anda irkildi.
"Neden bağırıyorsun car car?"
"Sabahtan beri canıma tak etti artık yeter be! Canın sıkılıyor bana sataşıyorsun. Kendi kendine konuşuyormuş gibi yapıp beni kötülüyorsun. Ben senin süs bebeğin miyim be? Üstüne üstlük saçımı çekiyorsun sonra da 'Ay pardon elim çarptı' diyorsun. Bunu ilkokul çocukları bile yapmaz. Daha sayayım mı nedenlerini?!"
Otuz iki diş sırıtarak "Yok sayma" dedi.
Bende bir o kadar sinirle "Siktir git" dedim. Küfür etmeyen bir insana küfür ettiriyordu!
O ise sırıtmaya devam ederek "Gideriz" dedi.
Bende hafif bir şekilde gülerek "Gıcık" dedim. Ve bu sefer içten bir şekilde gülümsedi. Gülümsemesi gerçekten güzeldi.
YOU ARE READING
PANZERLER
Romance"Panzehirler artık panzerlere dönüşüyordu ve bu her şeyin sonu olacaktı."
