Her şey Ada ve Yankı'nın "hadi oyun oynayalım" ısrarlarına dayanamayıp oyun oynamamızla başladı. Evet, bu saçma oyunu oynamayı kabul etmiştik. Oyunun kuralları açıktı: kaybeden bir gün boyunca okulda kalacaktı ve eve gitmeyecekti. İki gruba bölündük, hiç istemesem de arkadaşlarımın ısrarına dayanamayıp kabul etmiştim. Ben, Gece, Mert, Barış, Emir, Masal ve her şeyin sorumlusu Yankı bir gruptuk; diğerleri başka bir gruptu.
Oyun şöyleydi: takım liderleri telefonlarına geri sayım diye bir uygulama yükleyeceklerdi. Uygulama insanların ne zaman öleceğini gösteriyordu ve bizim grubun lideri Masal'dı. Masal bu uygulamayı biliyordu ve çok korkuyordu. Karşı takım ise çok rahattı ama Masal'ın titrediğini ve bu oyunu kabul ettiğine pişman olacağına emindim.
Oyun başladı ve karşı takım kaptanı Seda çok rahattı, kendinden emin bir şekilde çarkı çevirdi ve telefonu bize çevirip gülmeye başladı:
"Benim yirmi dokuz yılım var." dedi, rahat tavrından ödün vermeden.
Şimdi bizim bu aptal oyunu kazanmamız için yirmi dokuzdan daha fazla yıl çıkması gerekiyordu. Masal'a baktım, bu oyunu fazla ciddiye almış görünüyordu. Ona destek olmak için omzuna dokundum ve kısık bir sesle:
"Başarabilirsin." dedim.
Bana döndü, hafif gülümsedi, korktuğunu belli etmemeye çalıştı ama başarılı olamıyordu. Önüne döndü, titreyen elleriyle telefonu eline aldı ve çarkı çevirdi. Korku dolu gözleri ekrana bakıyordu. Çark durduğu an nefesimi tuttum. Ekranda "6 saat" yazısını görünce kalbim durdu. Oyunu kaybetmiştik.
Ben böyle şeylere inanmazdım ama Masal inanmış gibiydi. Karşı takımdaki çocuklar ayağa kalktılar ve bize bakıp:
"Yarın görüşürüz. Sıfır uykuyla yarınki sınavı nasıl kazanacaksınız, onu da düşünün." dedi Berk.
Ah hayır, yarın sınav vardı ve ben bunu unutmuştum. Şimdi neden bu oyunu oynamakta bu kadar ısrar ettiklerini anladım. Ah salak kafam, bu aptal oyunu kabul etmemeliydim deyip sızlanmaya başladım.
Kafamı çevirip Masal'a baktım. Masal buz kesmiş bir şekilde duruyordu. Yanına gidip omzuna dokundum, korkarak sıçradı. Yumuşak bir sesle:
"Masal, bu oyunu ciddiye almadın değil mi? Sonuçta aptal bir uygulama, kimin ne zaman öleceğini bilemez. Kader diye bir şey var." dedim.
Biraz daha rahatlamıştı. Kafamı çevirip Yankı'ya baktım ve zehrimi dökmeye başladım:
"Senin yüzünden yarınki sınava çalışamayacağız, salak!" diye bağırmaya başladım.
Yankı bana bakarak:
"Benim yüzümden mi? Ben mi dedim takım kaptanı olarak Masal'ı seçelim diye?" dedi.
"Ama sen bu aptal oyunu oynayalım demeseydin böyle olmazdı!" diye çıkıştım.
Pişman olacağımızı biliyordum. Telefonumu çıkardım ve anneme bir mesaj yazdım:
"Merhaba anne, ben bugün Gece'ler de kalacağım. Yarınki sınava çalışacağız." diye yazıp gönderdim.
Herkes çeşitli bahanelerle ailelerine yazmıştı. Sonra birkaç saat hiç konuşmadan telefonla oyalanmıştık. Telefonun şarjına dikkat etmediğim için telefonum sönmüştü.
"Off, harika! Telefonum da kapandı." deyip yine söylenmeye başladım.
Herkes telefonları bir kenara koymuştu ve dışarıdan bir ses geldiğini duyduk. Sanki yere bir şeyler düşmüş gibiydi. "Tak!" diye kulak çınlatan bir ses çıkarmıştı. Herkes birbirine bakmaya başladı. Camdan dışarı baktığımızda havanın çoktan karardığını gördük. Yani okulda bizden başka hiç kimse yoktu.
Herkes çok korkmuştu ama en çok da Masal. Çok korktuğunu görebiliyordum. Sırtımı sandalyeye dayayıp yerde oturuyordum. Ayağa kalktım ve çocuklara bakıp:
"Şarj aletiniz var mı? Annem arar da ulaşamazsa kıyamet koparır." dedim.
YOU ARE READING
Kızıl Kraliçe
FantasyYok olmak, var olmaktan iyidir. Yok mu olalım? Var mıyız ki? Ölmek bir kurtuluş mu yoksa yaşamak ölüm mü? İnsan bazen o soğuk toprağın acı verici hissini tatmak ister. Amma neden insan, neden kendine ölüm diler ki? Dünyada bu kadar güzellik varken...
