1. Bölüm - Alışmak

18 5 4
                                        




Merhaba, yeni bir hikaye ile karşınızdayım! Umarım bu da en az ilk kitabım kadar beğenilir. Lütfen okuyup yorum yapmayı ve oylamayı unutmayın! Teşekkürler, sizi seviyorummmm ❤️











Bora, bir şeylerin kırıldığını sesinden değil, içindeki aniden çöken sessizlikten anlardı. Evde her zaman bir ses olurdu. Televizyonun açık kalmış bir haber kanalında sürekli dönen aynı cümleler, mutfakta damlayan musluk, zeminde sürüklenen ayaklar... Ve en çok da nefes. Nefeslerin tonu. Kendi nefesini tutmayı öğrenmişti; karşısındakinin nefesini ise ezbere biliyordu. Ne zaman hızlanacağını, ne zaman ağırlaşacağını, ne zaman tehlikeli bir sakinliğe dönüşeceğini.

O akşam sessizlik erken gelmişti.

Bora kanepeye ilişmişti. Oturuşu rahat değildi; hiçbir zaman olmamıştı. Dizlerini karnına çekemiyor, ayaklarını uzatamıyor, sırtını tam dayayamıyordu. Vücudu hep yarım bir kaçış hâlindeydi. Yanlış bir hareket, yanlış bir bakış, yanlış bir kelime... Her şey yeniden başlayabilirdi.

Sekiz yıl.

Bu kelime zihnine düştüğünde içi boşalıyordu. Sekiz yıl, bir ömür gibi gelmiyor ama yeterince uzun. Bir insanın kendini unutması için fazlasıyla yeterli bir süre. İlk zamanlar saymıştı. Ayları, yılları... Sonra saymayı bırakmıştı. Saymak umut demekti; umut ise cezalandırılan bir şeydi.

Salondaki ışık loştu. Perdeler tam kapanmamıştı; sokak lambasının sarı ışığı, duvarda kirli bir gölge bırakıyordu. Bora gözlerini o gölgede gezdirdi. Gölgeler güvenliydi. Ses çıkarmazlardı. Soru sormazlardı.

Kapının kilidinin döndüğünü duyduğunda omuzları farkında olmadan gerildi. Kalbi hızlandı ama yüzü değişmedi. Yüzünü sabit tutmayı öğrenmişti. Ne çok korkmuş görünmeliydi ne de tamamen kayıtsız. İkisi de yanlış anlaşılabilirdi.

Ayak sesleri yaklaştı. Bora başını kaldırmadı. Televizyonun ekranındaki görüntüler birbirine karışıyordu ama hiçbirini görmüyordu. Zihni, vücudundan bir adım gerideydi.

"Niye karanlık?" diye bir ses geldi.

Bora cevap vermedi. Cevap vermemek bazen daha güvenliydi. Bazen de daha tehlikeli. O an hangisi olduğunu bilmiyordu.

Sessizlik uzadı.

Bora'nın içinden bir cümle geçti: Geçecek.
Bu cümleyi yıllardır kendine fısıldıyordu. Gerçek olduğuna inandığı için değil, başka tutunacak bir şey kalmadığı için.

Bir hareket oldu. Odanın havası değişti. Bora, gözlerini kapatmadan, gözlerini kaçırmadan, sadece olduğu yerde kaldı. Bedeni çoktan öğrenmişti. Kasları ne zaman gevşemesi, ne zaman kilitlenmesi gerektiğini biliyordu.

Sonra... bitti.

Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Zaman, burada farklı akıyordu. Bazen dakikalar saat gibi uzuyor, bazen saatler tek bir nefese sığıyordu.

Bora banyoya girdiğinde aynaya bakmadı. Hiçbir zaman bakmazdı. Su sesi açıldığında biraz rahatladı. Su, düşüncelerini bastırıyordu. Ellerini yıkadı. Uzun uzun. Sanki bir şey çıkacakmış gibi.

Havluyla yüzünü kurularken alnında, boynunda, omzunda hissettiği o tanıdık sızıyı yok saydı. Acı da alışkanlığa dönüşüyordu. En tehlikelisi buydu.

Yatağa uzandığında ışığı kapatmadı. Karanlıkta düşünmek daha zordu. Tavanı izledi. Tavandaki küçük çatlağı. O çatlak yıllardır oradaydı. Genişlememişti. En azından bazı şeyler aynı kalıyordu.

Uyumadan önce bir anlığına başka bir hayat düşündü. Sessiz ama korkusuz bir hayat. Kimsenin nefesini ezberlemek zorunda olmadığı bir yer.

Sonra o düşünceyi de bıraktı.

Sessizce kaldı.

Sessizce KalanlarWhere stories live. Discover now