0.1

797 27 0
                                        

Meryem, yıllar sonra memleketine döndüğünde sadece evine değil, yarım kalmış hesaplara da geri gelir. Kan davasıyla bölünmüş iki köy, susturulmuş aşklar ve nesilden nesile aktarılan bir düşmanlık...
Ve bütün bu karanlığın ortasında, yasak bir sevda.
Bu hikaye, kökleri kanla sulanmış topraklarda, kalbin söz dinlemediği anların hikayesi...


7 Şubat, 2026

Bilgisayarımı kapatıp çantasına yerleştirdim. Masanın üzerindeki ve çekmecelerdeki diğer tüm eşyalarımı da bir kolinin içine yavaşca koydum. Ayağa kalkarak kendi çantamı, bilgisayarımı elime aldım, sekreterin masaya bıraktığı kahveden son yudum alarak masaya bıraktığım koliyi de zorlukla kollarım arasına aldım ve odamın kapısına yöneldim. Tam çıkarken durdum. Son kez döndüm ve bu odaya baktım. Hatıralarla dolu bu odaya...
Ne çok zaman geçirmiştim burada. Ne çok sabaha karşı, ne çok uykusuz geceye tanıklık etmişti bu duvarlar. Tırnağımla kazıyarak, sabırla, bazen de dişimi sıkarak geldiğim bir yerdi burası. Bin bir eziyetle ulaştığım bu seviye... Ve şimdi ne garipti ki, tüm o zulümlere katlanarak vardığım bu noktadan kendi isteğimle ayrılıyordum. Burada kazandım ama burada kalamadım. Hayat bazen tam da en yükseğe çıktığında geri dönmeni isterdi.

Memlekete dönüyordum. Evet, doğduğum, büyüdüyüm yere, Trabzona...

İş yerindeki tüm arkadaşlarımla vedalaşarak şirketten ayrıldım. Vedaları hiç sevmezdim, bu yüzden hepsiyle kısa kestim. Kim severdi ki vedaları zaten? Her veda, biraz eksilmekti.

Eve geldiğimde kıyafetlerimi değiştirdim ve hızlıca yemek hazırlamaya başladım, birkaç lokma birşey atıştırdıktan sonra oturma odasına geçtim. Kanepede uzanıp telefonumu açtım, ekranda bir mesaj belirdi. "Uçağın kaçta kalkiy abim?" Yüzümde bir gülümseme oluştu, çok uzun zamandır abimi görmüyordum, abimi, ablamı, tüm akrabalarımı. En son 6 yıl önce diplomamı aldığımda görmüştüm onları. Ondan önce de zaten 4 yıl üniversite yüzünden ayrı kalmıştık.
Abim istemedi bu kan davasının içinde olmamı. Bu yüzden hep uzak tuttu beni oralardan. Liseyi bile İstanbul'da okudum. Beni korumak istemişti, biliyordum. Ama artık yalnızlığa daha fazla tahammülüm kalmamıştı. Kendimi hep oraya ait hissetmiştim. Kalbim sanki hep oradaydı, ben nereye gidersem gideyim, o Trabzon'da atıyordu.
Biliyordum onlar da beni özledi, ama temelli kalacağımı bilmiyorlardı. Oysa ben kararlıydım, artık yalnız hiss etmek istemiyordum. Tüm düşüncelerimden sıyrılıp abimin mesajına geri döndüm, "Sabah 8'de kalkacak abi" diyerek mesaj attım.

Uzun ve yorucu İstanbul-Trabzon yolculuğu sona erdiğinde kendimi havalimanının önünde buldum. Kalbim göğsüme sığmıyordu. Karşımda beni bekleyen abim Gezep, ablam İlve ve dayıoğlum Adil abi vardı. Onları uzaktan gördüğümde gözümden akan yaşlara engel olamadım. Ağlamamı umursamadan onlara doğru ola bildiğim kadarıyla hızla koştum. Bir an önce onlara sarılmak, koklamak, hasret gidermek istiyordum. Abim ablamla Adil abinin önüne geçmiş kollarını iki yana açmış ona sarılmamı bekliyordu. Hızla abime koştum ve sımsıkı sarıldım ona. Abim de aynı şekilde beni sarıp sarmaladı, saçlarımı okşayarak öptü kokladı. Şimdi anladım, insan ne kadar büyürse büyüsün, bir sarılmaya her zaman çocuk gibi muhtaç kalıyordu.
Geçen bir kaç dakikanın ardından abimin arkasından tatlı tatlı isyan eden ablamın sesi duyuldu "Az daha dur da, bize da kalsun kardeşumdan" Abimden ayrıldığımda yaşlı gözlerle bana baktığını gördüm. "Kızim çok ozledum senu" dedi göz yaşlarını silerken. Burnumu çekip "Ben de abi, ben de çok özledim sizi, çok" Ardından ablama ve Adil abime de aynı şekilde sarıldım, sonra biraz ötede duran Koçari yazılı pikapa doğru yöneldik. Adil abimle abim ön koltuğa geçtikerinde ablamla ben de arkaya bindik.

Siyah-BeyazWhere stories live. Discover now