Hoş geldiniz, lafı uzatmadan okumaya geçebilirsiniz.
-peri
Bugün şirketin açılışının altıncı yılıydı. Her yıl yaptığımız gibi yine bir kutlama yapacağımıza emindim, ta ki ofiste süslemeye dair hiçbir şey olmadığını görene kadar. Hızlı adımlarla Selim'in odasına gittim. "Selim Bey, kutlamıyor muyuz yoksa?" Selim gözlerini devirip bana baktı. "Hâlâ bey diyorsun, altı yıl oldu Bade." Diğer adımı söylemesiyle dehşet içinde ona baktım. "Selim Bey napıyorsunuz şu an, sessiz olur musunuz?"
Aniden yerinden kalktı ve odasındaki perdeleri kapattı, nefesini hissedecek kadar yakınıma geldiğinde, "Napıyormuşum ben?" Yüzüme daha çok yaklaşıyordu, "Yapma, yani yapmayın Selim Bey lütfen." Tamam ben de yanıyordum onun için ama olmazdı, altı yıllık iş ilişkimize zarar verebilirdik, işimden olabilirdim. Belimden sertçe kavradığında yüzümü buruşturduğumda elimdeki birkaç dosya yere düşmüştü. "Canını mı acıttım?" Dedikten sonra eliyle tuttuğu belimi okşamaya başladı, "Geçti mi?" Hızlıca başımı salladım. Kalbim çıkacak gibiydi. Farketmemesini umuyordum.
"Kendini sıkma bu kadar, kalbinin sesini duyabiliyorum Ekin." Sonunda adımı söylemişti. İkimizin de iki ismi vardı ve bir anlaşma yapmıştık. İkimiz de insanlara yalnızca ilk adımızı söyleyecek, diğer isimlerimizi sadece biz bilecektik. Şimdi beni böyle tehdit ediyordu. Burnunu burnuma sürtüyor, derin nefesler alıp bıraktığında naneli nefes yüzüme çarpıyor beni çok zorluyordu. "Tamam, Selim B-, Selim. Bey yok. Söz veriyorum." Başını saçlarıma doğru götürdü ve derin nefesler aldı. Son kez yüzüme yaklaştı.
" Bir gün beni kendinden mahrum bıraktığın için yargılanacaksın, hem de çok ağır bir şekilde." Elini gevşetip benden uzaklaştı ve yerine oturdu. Ne zamandır tuttuğumu bilmediğim nefesimi bıraktım. Yere düşen dosyaları aldım ve karşısındaki sandalyeye oturdum. "Ekin, karşı koyma artık kendine, bak hayatımız geçiyor, bir kere sarılamadım ya sana, bunu bile çok gördün bana, şimdi ölüp gitsem, hiç pişman olmaz mısın?" Ölümden bahsedilmesinden nefret ederdim, biliyordu, bilerek üstüme oynuyordu. "Selim Be-, yani Selim yapma lütfen, korkuyorum zaten ben, biliyorsun." Konu değişsin diye o cevap vermeden ilk sorduğum soruya yöneldim.
"Hem ben sana soru sordum, çarpıtıyorsun." Umursamaz bir şekilde cevap verdi. "Kutlamayacağız, yani çalışanlarla kutlamayacağız. Onlara öğleden sonra izin verdim, biz kutlayacağız. İkimiz." Afallamıştım. Ağzımdan bir "Ne?" fırlayınca kendimi tutamadım. "Her yıl çalışanlarla kutlamıyor muyuz, hem motivasyonları yükseliyordu hani, bunları hepsini sen söylemiyor muydun?" Dediğimde kapı tıklatıldı ve içeri tüm güzellik algılarına uyan ve hayattaki tek amacı zengin koca bulmak olan yeni çalışanımız, Serap, girmişti.
Selim benim ondan haz etmediğimi biliyor, içeri girdiği an kapıda olan bakışlarını benim gözlerime dikiyordu. Kadın "Selim Bey-" diye başladığında onu durdurdu ve "Önemli değilse sonra gelir misin? Çok önemli bir şey konuşuyorduk." Önündeki dosyaya bakarken onlara bakmıyormuş gibi yapmaya çalışıyordum. Kadın hiçbir şey söyleyemeden çıktı ve ardından kapıyı kapattı. "Neymiş o çok önemli olan, hiçbir şey konuşmuyorduk önemli, alsaydın çalışanını içeri." dediğimde sessiz sayılamayacak kadar sesli bir kahkaha atmıştı. "Senin de çalışanın değil mi? Sadece benim mi oluyor?" demesiyle hala önümdeki dosyalarda olan bakışlarımı ona çevirdim.
"Benim burada net bir işim bile yok, canım ne isterse ona yardım ediyorum, hala beni burada nasıl tutuyorsun anlamıyorum o da ayrı konu." Yüzünde neredeyse şok olan bit ifade varken "ne var?" dercesine ona baktım. "Bade dalga geçiyorsun değil mi şu an geldin, tanımadığın birine güvendin ve tüm emeğini buna harcadın, bana gelmişsin hala işim yok diyorsun ya!" Elinde tuttuğu kalem tabiri caizse uçmuş ve bana çarpmıştı. Yerinden hızla kalktı ve oturduğum sandalyenin önündeki sehpaya oturdu. Ellerim titriyordu, ne yapıyordu bu adam bana böyle? Ellerimi gördü ve avuçlarının içine aldı. "Tam altı yıl önce bana burada ne dediğini hatırlıyor musun?" Dediğinde başımı anlamaz bir şekilde salladım.
YOU ARE READING
Altıncı Yıl
RomanceAltı yıl. İki isim. Bir unutuluş. Bir adam hatırlıyor. Bir kadın bilmiyor. Ve bazı aşklar, ancak kaybedildiğinde başlıyor.
