Kaldırımda yürürken neden sürekli mağazaların camlarında kendi yansımamı izlediğimi anlamıyor, aslında anlıyor ve kendime kızıyordum. Ama kafamı meşgul eden başka şeyler yüzünden kendimi kontrol etmeyi unutup durmadan kendi yüzüme ve bir türlü beğenemediğim saçlarıma bakıyordum. Kalıp gibi duran kâküllerimi parmaklarımla tutamlara ayırıp daha doğal göstermeye çalışıyordum.
Sinirliydim. Evin en küçüğü olduğum ve üniversite yüzünden her gün dışarı çıktığım için her yere ben gönderiliyordum. Bunun aptalca olduğunu düşünüyordum; gün içinde hiçbir yere gitmeyip hiç yorulmayan bir insan, zaten okula giderek yorulan bende, sırf dışarıda olduğum için başka bir yere daha gitme hakkını kendinde nasıl görüyordu? Ve şimdi, sırf gitmek istemediğimi açıkça söyleyemediğim için aptal bir seraya gitmeli, hiç ilgilenmediğim bir çiçeği satın alıp onca yolu o bitkiyle geri dönerek ablama teslim etmeliydim.
Ablam bitkileri çok seviyor. Mağazalarda istediği çiçeği bulamadığı için internet üzerinden bir sera sahibiyle konuşup anlaşmış. Durmadan, mutlu bir şekilde fiyatının çok uygun olduğunu söylüyordu; ama bence bir bitki için 200 lira çok fazlaydı. Aslında ablamın bu tutkusunun gerçek olduğuna inanabilseydim bunu ciddiye alabilirdim ama bence sadece kendine bir hobi bulmaya zorluyor. Diğer bir sebep ise herkesin sahip olamadığı bitkilere sahip olmanın verdiği o garip tatmin hissi.
Bu fikirlerimi ona asla söylemedim; çünkü hem yanılıyor olabilirim hem de bu durumu, kendimi dürüst olmaya zorlayacak kadar önemsemiyorum. Yine de şu an ablamın gerçekten değer verdiğine inanmadığım, hiçbir ilgimin olmadığı o pahalı şey için bunca yol gitmek canımı sıkıyordu.
3 Ocak 2025, 17:58. Finaller bugün başladı. Etraf yeni yeni kararmaya başlıyordu. Hava soğuktu ve günün en sevdiğim saatindeydim. Her şey hakkında bir düşüncesi, dahası her şeyde bir favorisi olan insanlara gıcık olmama rağmen, günün saatlerinde bile bir favorim vardı. Sokaklar sessiz olunca yürümek beni o kadar yormuyor, düşüncelerin ağırlığını biraz olsun azaltıyordu. Gerçi çok anlamlı şeyler de düşünmüyordum; çoğunlukla aşk hakkında, nadiren de derin konular üzerine...
Tüm sevgililerimin beni aldatmasına ve ilk aşkımın yüzüme boşaldıktan sonra çekip gitmiş olmasına rağmen hâlâ bir "aşk kadını" olduğuma inanıyordum. Bu tecrübelerden ders çıkardığımı sanıyordum ama aslında yalnızca kendime daha sert bir görüntü verip hedef şaşırtmaya çalışan bir kızdım. Demek istediğim, eğer biri bu sert kadın maskesinin arkasındaki eski beni görürse, beni kolayca geriye götürebilirdi.
Haritalardan seranın konumunu kaç kez kontrol ettiğimi sayamazdım; yön duygumun ne kadar kötü olduğu hakkında küçük bir ipucu bu. Bir otobüse bindim, sonra bir diğerine. İndiğimde şehrin daha az kalabalık ve hiç görmediğim bir kısmındaydım.
Tekinsiz olup olmadığını bilmiyordum; modern duruyordu ama sokakta az kişinin olması korkutucu gelebilirdi. Yine de kendimi cesaretlendirdim ve seranın sadece üç dakikalık yürüme mesafesinde olduğunu kendime hatırlattım.
Semt "zenginlik" diye bağırmıyordu ama daha elit insanların yaşadığı belliydi. Geniş balkonlarından sardunyaların sarktığı, genellikle 5-6 katlı, modern ama mütevazı apartmanlar diziliydi yol boyunca. Parlatılmış vitrinlerin önünden geçen şık ama spor giyimli insanlar, tasmaları pırlantalı olmayan ama tüyleri özenle taranmış köpeklerini gezdiriyordu. Burada zenginlik; bir gösteriş nesnesi değil, pazar sabahı sahil yürüyüşünde giyilen kaliteli bir ayakkabı ya da fırından yeni çıkmış butik bir kruvasan tadındaydı.
Üç dakikadan kısa bir süre boyunca, kendi ayakkabılarımın sesiyle gizemli bir havaya bürünerek yürüdüm. Büyük bir yerle karşılaşmayı bekliyordum ama burası, fazla gösterişli olmayan iki katlı bir evin bahçesine yapılmış cam bir hobi serasıydı. Küçük olmasına sevindim, bu sosyal anksiyetemi daha az tetikliyordu. Sadece bir oda kadardı ama tatlı ve temiz duruyordu. Ne yapacağımı bilemedim. İlk başta bahçeye dalmak gibi aptalca bir fikre kapıldım ama bunu hemen aklımızdan çıkardım.
YOU ARE READING
MIRROR BLOOM
RomanceVe zihnimde bir inci bıraktı, Her gece o inciyi evirip çeviriyorum, Sırf parlamasını izlemek için. İşte, bebeğim, her gece gittiğim yer orası.
