We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

Bölüm 1: Misafir

154 14 50
                                        

Üzerimdeki beyaz gömleğe ellerimi sildim. Yeni bir iğneyi, kapsüldeki avatarın gelişimini sağlayan sıvıya, besin hattından enjekte ettim. Hala gelişmekte olan sayılı birkaç avatar bedeni daha vardı.

Bedenlerin gelişmesi zaman alıyordu. Normal bir insanın, anne karnındaki gelişimine kıyasla daha uzun bir zamandı bu. 2 yıl kadar. Bir aksilik olduğu takdirde bu süre uzayabiliyordu.

Etrafıma bakındım. Yalnız olmak ürkütücüydü, çünkü genelde başımda dırdır eden birkaç bilim insanı ya da bir avatar olurdu. Bayan Lucy ile çalışırdım. Ancak şu an hiçbiri yoktu ve nerede olduklarını sorgulama yetkisine sahip değildim.

Aniden açılan kapıyla irkildim ve kapıya döndüm. Gelen Albay dı. "Albay?" Beni dinlemedi. Ya da duymadı. Arkasındaki diğer avatarlara seslendi. "Çocuğu A5'teki arka odaya yerleştirin."

Sanki uzun bir koşunun ardından derin derin nefes alıyordu. Kan ter içinde kalmış, alnındaki yaradan kan sızıyordu.

Arkasından gelenlere baktım. Aynı benim gibi, Na'vilere göre kısa boylu ve pembe renkli bir çocukla karşılaştım. Yeni bir tane daha.

"Bunu nereden buldun?" Sinirle sordum. Hala beni dinlemiyor, bakımıyla ilgilendiğim avatar bedenlerine doğru yürüyordu. Arkadan gelen avatar askerler çocuğu, odanın görebileceğimiz kısmı camdan yapılmış bir odaya kapattılar.

Sesimi yükselterek, sanki işimi yapıyormuşcasına ona dönmeden konuştum. "Size bir soru sordum!"

Avatarın gelişimini incelediği ekrandan gözlerini alıp, sert bir hareketle bana döndü. Arkam dönük olduğu için sert duruşunu arkamda yükselirken hissettim. İşimi yapıyor ve yeni sıvıları kaplara doldurmakla meşgul gibi göründüm.

Benim bedenime kıyasla, boyumun iki katı olan Albay elini masaya hafifçe vurdu. Korkacağımı umarak yaptığı bu hareketin ardından konuştu.

"Ne zamandan beri soru soracak kadar kendindesin?"

"Aklım başıma geliyor." Ağzımı kapalı tutamamamın cezasını gün sonunda elbette alıyordum.

"Eskiden ağzımı açsam karşımda titreyen kız bana soru soracak kıvama mı gelmiş? İşte bu güzel. Büyüyorsun evlat"

Ondan hep korkmuştum. Asla baba gibi hissettirmemişti ve benim burada olmamın tek sebebi sayısal zekamdı. Sayısız Na'vi ve insanın denek olarak kullanılmasını, harcanmasını izlemiştim. Hatta deneylerde kullanılan cihazların başına ben kondum. Zekam sayesinde bağışlandım.

"Madem öyle, bir soru daha," sertçe yutkundum. İç sesim sormam için çığlık atıyordu. Ama benim ağzım kapalı durmadı. "Bu çocuğu da mı denek olarak çürüteceksin?"

İçten içe titresem de zihnim, onun benden beklediği itaati vermekte zorlanıyordu. Hep burnumun dikine gitmek, onu sinirlendirmek ve ona, onu dikkate almadığımı göstermek istiyordum.

Bir tokat ya da bir tehdit bekliyordum, ama öyle olmadı. Albay, konuşkanlığım konusunda daha sonra birşey yapacak olsa bile, sakince elini yasladığı masadan kendini iterek doğruldu. Çocuğun götürüldüğü yöne doğru bir bakış attı ve bana hitaben konuştu.

"Bu misafir özel. Onu sana devrediyorum." Elimdeki tüpü sertçe bıraktım. Arkama dönüp önce kapsüllein içindeki bedenlere, sonra Albay a döndüm.

"Bedenlerle ilgilenmem yetmiyor mu zaten? Niye daha-" beklediğim tepkiyi almıştım.

"Emirlerime karşı gelmeye de mi başladın?" Bana döndü. İfademi sert tutmaya çalışarak ona baktım. Gözlerim beni ele veriyor, ifadem çatlıyordu. Gözlerimi kırpıştırdım. "Peki... Efendim."

AVATAR: Kayıp Kökler Stories to obsess over. Discover now