20 - Birinci Bölüm

59 26 7
                                        


20 – Birinci Bölüm

Yirmi yaşıma girdiğim günü özel kılan hiçbir şey olmadı. Ne biri aradı, ne de geceye bir anlam yüklendi. Takvim değişti, saat ilerledi ve ben olduğum yerde kaldım. Aslında her şey normaldi. Normal olduğu için rahatsız ediciydi.

Gece yarısından sonra uyanıktım. Uyuyamıyordum demek istemiyorum; çünkü uyumak istememiştim. Işık kapalıydı. Odam karanlığa alışkındı, ben de. Ama o gece karanlık, olması gerekenden biraz daha yoğundu. Sanki ışık hiç açılmamış gibi değil de, yeni sönmüş gibiydi. Gözlerim alıştıktan sonra bile odanın köşeleri netleşmedi.

Yatağın içinde doğruldum. Telefonuma baktım. Saat 00.17'ydi. Bildirim yoktu. Kimse yazmamıştı. Bu da normaldi. Ama içimde, biri geç kalmış gibi bir his vardı. Beklediğim bir şey yoktu, yine de beklemişim gibiydi.

Ev sessizdi. Annemle babam uyuyordu. Bunu biliyordum. Ama o sessizlik, uykunun sessizliği değildi. Daha çok, dinleyen bir sessizlikti. Ses çıkarmamaya çalışan bir şey gibi.

Yerimden kalktım. Ayaklarımı yere bastığımda çıkan ses beni irkiltti. Tahtanın gıcırtısı değildi bu. Daha kısa, daha kesik bir sesti. Sanki biri ayağını çekmişti. Durup dinledim. Devamı gelmedi. Ama o ses, bir kez duyulduktan sonra unutulmuyor.

Kapıyı açtım. Koridor karanlıktı ama tanıdıktı. En azından öyle olması gerekiyordu. Duvarlar her zamanki yerindeydi, ama mesafe farklıydı. Odamdan banyoya giden yol normalden uzun sürdü. Bunu adımları sayarak fark ettim. Her zaman attığımdan iki adım fazla attım.

Banyoda ışığı yaktım. Floresan titredi. Aynaya baktım. Yüzüm yorgun görünüyordu ama bu da yeni değildi. Yeni olan şey, bakışımı tutamıyor olmamdı. Gözlerim aynada sabit kalmıyordu. Sanki arkama bakmam gerekiyormuş gibi huzursuzdum.

Musluğu açtım. Su normal aktı. Ellerimi yıkadım. Her şey olması gerektiği gibiydi. Ama o sırada, arkamda bir hareket olduğunu hissettim. Dönmedim. Dönmemem gerektiğini düşündüm. Bu düşüncenin nereden geldiğini bilmiyorum. Sadece içime yerleşti.

Işığı kapatıp koridora çıktım. O an evin içi daha karanlık oldu. Sanki banyo ışığı, evin geri kalanını da tutuyormuş gibi. Adımlarımı yavaşlattım. Gürültü yapmak istemiyordum. Kime karşı dikkatli olduğumu bilmiyordum ama dikkatliydim.

Salona yaklaştığımda durdum. Orada olmaması gereken bir gölge vardı. Net değildi. Bir şekli yoktu. Ama salondaki eşyaların gölgeleriyle uyumlu değildi. Işık kaynağına göre yanlış yerde duruyordu. Gözlerimi kıstım. Bakmamaya çalıştım. Çünkü baktıkça daha belirginleşeceğini hissettim.

O sırada içimden bir düşünce geçti:
Bunu adlandırma.

Annemin yıllar önce söylediği bir cümle aklıma geldi. Net değildi, tam hatırlamıyordum. Sadece şu kısmı kalmıştı: "İnsan bazı şeyleri fark ettiği anda..." Gerisi yoktu. Belki hiç olmamıştı.

Geri döndüm. Odaya yürürken evin planı yine değişmiş gibiydi. Kapım olması gereken yerdeydi ama bana biraz uzak duruyordu. Kapıya ulaşınca rahatladım. Kapattım. Kilitlemedim. Kilitlemek, durumu kabul etmek gibi geldi.

Yatağa oturdum. Kalbim hızlı atmıyordu. Nefesim kesilmemişti. Korktuğumu söyleyemem. Daha çok, yalnız olmadığımı hissetmiştim. Bu his, korkudan daha ağır bir şeydi.

Telefonuma tekrar baktım. Saat 00.20 olmuştu.

Yirmi.

O an içimden tuhaf bir düşünce geçti:

Artık fark edebilirsin.

Bu düşünce bana ait değildi. Ama bir ses de değildi. Daha çok, zihnime bırakılmış bir bilgi gibiydi. Kim bıraktı bilmiyorum. Sormadım. Çünkü sorarsam cevap alabileceğimden korktum.

Gözlerimi kapattım. Uyuyabileceğimi sandım. Ama evden gelen küçük bir ses bunu engelledi. Çok küçük bir sesti. Yerini tarif edemeyeceğim kadar belirsizdi. Ama vardı. Ve sustuğunda, varlığını daha çok hissettirdi.

O gece uyumadım.
Sabah olduğunda her şey normaldi.
Ama ben, artık normalin ne demek olduğunu bilmiyordum.

Ve bu, yirmi yaşında öğrendiğim ilk şeydi.

20Where stories live. Discover now