Dizi, İso Furtuna'nın siyah bir pikapla Trabzon tabelasını geçmesiyle açılır. İso, sekiz yıl önce bir gece yarısı, sevdiği kadını ve toprağını arkasında bırakarak gitmiştir. Şimdi ise daha sert, daha sessiz ve gözlerinde intikam ateşiyle geri dönmüştür. İlk durağı, iki ailenin arazisini birbirinden ayıran o meşhur taş köprüdür. Aynı dakikalarda Fadime Koçari, elinde pazar çantaları, yanında ise 7 yaşındaki kızı Deniz ile köprüden geçmektedir. Deniz, neşeli bir çocuktur; babasının kim olduğunu bilmeden, annesinin "uzaklarda bir kahraman" masallarıyla büyümüştür. Sislerin arasından İso'nun silüeti belirdiğinde Fadime'nin adımları donar. Sekiz yıl sonra, kalbini söken adam tam karşısındadır. İso:"Yolumu mu beklerdin Fadime, yoksa hayaletimi mi gördün?" Fadime: (Sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak)
Fadime:"Bizim buralarda hayaletlere yer yoktur İso Furtuna. Sadece ölülere ve dirilere yer vardır. Sen hangisisin?"İso'nun gözleri Fadime'nin yanındaki küçük kıza kayar. Deniz'in gözleri, tıpkı İso'nunki gibi
çakmak çakmak, Karadeniz mavisidir. İso bir şey hissetse de, nefret mantığının önüne geçer. O sırada Fadime, Deniz'i arkasına saklar; sanki İso'nun bakışları gerçeği hemen oracıkta çözecekmiş gibi. Konağın içinde, Adil Koçari (Fadime'nin abisi)
elinde tesbihiyle camdan dışarı bakmaktadır. Yanında eşi Esme vardır. Esme, bir Furtuna kızıdır ve Adil ile evlenerek iki aile arasında pamuk ipliğine bağlı bir barış kurmuştur. Ancak bu barış,
Esme için bir hapishanedir. Kendi ailesi onu "hain" ilan etmiş, Adil ise onu bir "ganimet" gibi sevmiştir.
Adil: "Gezep haber verdi Esme... Kardeşinİso dönmüş. Topraklarımızda yabancı bir ayağın izini istemem, bilesin.
Esme:"O benim kardeşim Adil. Bu topraklarda
en az senin kadar hakkı var. Barış dedin, kan dursun
dedin... Şimdi yine mi silahlar konuşacak?"
Adil cevap vermez, ancak bakışları masanın
üzerindeki tabancasına kayar. Oruç'un
(İso'nun yeğeni) dışarıda olduğunu
biliyordur ve bu durum onu daha da gerer.
Kasabanın biraz uzağında, terk edilmiş
bir balıkçı kulübesinde Eleni Koçari ve
Oruç Furtuna gizlice buluşur. Eleni, Adil ve Esme'nin kızıdır; iki ailenin ortak kanını taşıyan tek kişidir.
Oruç ise amcası İso'nun yokluğunda
Furtunaların yükünü sırtlanmaya çalışan delikanlıdır.
Oruç:"Amcam gelmiş Eleni. Ortalık karışacak.
Baban beni sağ bırakmaz, biliyorsun."
Eleni:"Annemle babam nasıl başardıysa biz
de öyle başaracağız Oruç. Bu deniz
taşacaksa, beraber boğulalım."
Eleni'nin boynundaki kolyeyi düzeltirken
Oruç, imkansızlığın verdiği o acı tatla
Eleni'nin elini tutar. Onların aşkı, bu
savaşın en masum kurbanı olmaya adaydır. Fadime ve İso köprüde konuşurken,
çalıların arkasında bir çift göz onları izlemektedir Gezep Koçari. Adil'in sadık adamı ve hala
oğlu olan Gezep, ailenin karanlık işlerini yürüten kişidir. Gezep, Fadime'nin o anki korkusunu, İso'nun
ise bakışlarındaki o tuhaf yumuşamayı fark eder. Cebinden telefonunu çıkarıp Adil'i aramaz; o,
bilgiyi en doğru zamanda kullanmak için saklayan biridir. Gezep, küçük Deniz'in yüzüne zoom yapar
ve kendi kendine mırıldanır: "Senin rengin Koçari
değil küçük kız, senin rengin Furtuna mavisidir..."kasaba meydanındaki kahvehanede İso ve
Adil karşı karşıya gelir. Herkes nefesini tutar.
İso, cebinden eski, paslı bir anahtar çıkarıp masaya fırlatır.
İso:"Eski evimin anahtarı Adil Koçari. Sekiz
yıl önce aldıklarını faiziyle geri almaya geldim."
Adil:"Bizde giden geri gelmez İso. Gelen de sağ çıkmaz."
Fadime uzaktan onları izlemektedir.
Kucağındaki Deniz, İso'nun fırlattığı anahtara bakmaktadır. Fadime'nin iç sesi duyulur: "Sırrım
benimle mezara gidecekti İso... Ama
sen, kendi mezarını kazmaya geldin."
