Mahru, mutfaktaki o ağır sessizliği Gülce'nin yanına çökerek bozdu. Gülce'nin buz gibi olmuş ellerini avuçlarının içine aldı ve başını onun omzuna yasladı.
-Gülce... Bak bana. Buradayım. O gördüğün her neyse, sadece kötü bir sisti ve geçti. Bak, fırındaki ekmeğin kokusu hala aynı, dışarıdaki rüzgar hala bildiğimiz rüzgar.
Gülce, Mahru'nun sesindeki o titreyen ama güven veren tınıyı duyunca sanki derin bir uykudan uyanır gibi irkildi. Gözlerindeki o uzak bakış yavaşça dağıldı, odak noktası tekrar mutfağın sıcak duvarlarına döndü. Mahru'nun elini sımsıkı sıktı.
Gülce'nin titreyen sesi, mutfağın taş duvarlarında yankılandı.
-Çok karanlıktı Mahru Hanım... Ama sesinizi duyunca o karanlık sanki geri çekildi. Sahi, ekmekler yanmasın değil mi?
Gülce hafifçe gülümsemeye çalıştı ama dudakları hala titriyordu. Gözlerini sildiğinde ellerinin zangır zangır titrediğini fark etti. O eski şen şakrak kızdan eser yoktu, bakışları her kapı gıcırtısında, her gölge hareketinde irkilerek mutfağın karanlık köşelerine kayıyordu.
Gülce: (Fısıltıyla, Mahru'nun elini daha sıkı sıkarak)
-Gitmeseniz olmaz mı? Sanki bıraksanız o soğuk fısıltı yine kulağımın dibinde bitecekmiş gibi... Sesiniz, o simsiyah kuyunun içinde bulduğum tek tutamaktı.
Mahru, genç kızın korkusunu ruhunda hissetti. Gülce'nin bu savunmasız hali, Mahru'nun içindeki koruma içgüdüsünü iyice perçinledi. Hafifçe eğilip Gülce'nin buz kesmiş yanaklarını ellerinin arasına aldı.
-Buradayım canım, hiçbir yere gitmiyorum. O karanlık artık sana dokunamaz, ben buna izin vermem. Şimdi sadece benim sesime odaklan. Bak, güneş hala dışarıda, biz hala buradayız.
Gülce, Mahru'nun dizine başını yaslayıp derin, sarsıntılı bir nefes aldı. Korkusu tamamen geçmemişti ama Mahru'nun yaydığı o huzurlu ışık, zihnindeki son karanlık kırıntıları da sindiriyordu.
O sıra da Aret ise, kütüphanedeki yoğun çalışmasının ardından Demir'le birlikte çalışma odasına doğru yürüyordu. Zihninde Evrah'ın sınır boylarındaki hareketlilik vardı. Tam kapıya yönelecekken, karanlık bir köşede elinde sönmeye yüz tutmuş feneriyle bekleyen Fatma Ana'yı gördü. Yaşlı kadının yüzündeki ifade, her zamankinden daha durgundu.
-Aret Bey, dur hele. Mutfakta işler karışık. Bizim küçük Gülce... Gece ağır bir kâbus görmüş. Öyle sıradan bir rüya değil bu, sesi soluğu kesildi, gözleri bir noktada donup kaldı. Öyge'nin nefesi kızın ensesindeydi sanki.
Aret'in adımları bıçak gibi kesildi. Demir'le göz göze geldiler. Aret'in sesinde ani bir gerginlik belirdi.
-Gülce mi? Şimdi ne durumda? Kim müdahale etti?
-Mahru Hanım yanında. O şefkatiyle, o gümüşî sakinliğiyle kızı çekip çıkardı o kuyudan. Ama bilesin, bu bir uyarıdır. Gölgeler artık mutfağımıza kadar girdi.
Aret, Fatma Ana'nın sözlerinden sonra beklemeden mutfağa yöneldi. İçeri girdiğinde, Mahru'yu Gülce'nin yanında, onun ellerini tutarken buldu. Mutfaktaki hava hala biraz ağır ama Mahru'nun varlığıyla sakinleşmişti. Aret, Mahru'ya yaklaşırken gözlerindeki o derin endişeyi gizleyemedi.
-Mahru... Fatma Ana anlattı. Gülce'nin başına gelenleri duydum. Gerçekten o mu sızmış zihnine?
Mahru, yorgun bir nefes alarak başını salladı. Gülce'nin elini son bir kez sıkıp Aret'e döndü.
-Evet Aret. Öyge, Gülce'nin masumiyetini bir kapı gibi kullanmış. O karanlık bağı kendi ellerimle hissettim. Onu zor sakinleştirdim.
Aret, Mahru'nun titreyen omuzlarına elini koydu. Bu olay, artık kaçacak yer kalmadığının en büyük kanıtıydı.
YOU ARE READING
MAHRU- Kayıp Ruh-
FantasyÖyge, aynadaki aksine bakmaya tahammül edemiyordu. Çirkinleşen yüzü, kaybettiği ilahi ışığı ve içindeki intikam hırsı onu Mogat'ın gölgeli mahzenine geri itti. Yeni bir beden, taze bir hayat istiyordu; ama bunun bedeli kadim yasaların bile titrediği...
