KÜLLER VE KARANFİLLER
𓃬
GİRİŞ.
Keyifli okumalar dilerim!
@vaestoc
1914 / İSTANBUL
Karanlığın şeytanla anlaşıp üstüme kapandığı geceler vardı. Göğsümde sıkışan o ağırlığı hafifletmek için kaç kez kaleme kâğıda sarıldığımı, kaç kez elimdeki o kâğıdın çaresizlikten buruşup kaldığını saymayı çoktan bırakmıştım.
Bir insanın kendi hikâyesine yabancılaşması ne garipti. Ne zaman kendimden bir parça yazmak istesem o kâğıda, her şey anlamını yitiriyordu sanki.
Zihnimin kuytu odalarında yankılanan o adımları durdurmaya gücüm yetmiyordu. Ne zaman etrafımdaki sesler susup kendi içime dönsem, yılların eskitemediği o ürkütücü çehre karanlığın içinden sıyrılıp tam karşıma dikiliyordu.
Boynundaki o derin yara izi, gözlerindeki o kanlı gölge. Unutmak, üzerini örtmek dedikleri şey koskoca bir yalandan ibaretti belki de. Ben o suretten kaçtıkça o daha da derine atıyordu kancasını. Beni de çekiyordu karanlığın içine.
Kendimi bir paravanın arkasına gizler gibi göz kapaklarımın arkasına sığınıyor, dışarıdaki fırtınanın ve geçmişin o keskin kokusunun bana ulaşamayacağına inanmak istiyordum.
Oysa kaçış yoktu. Kendimden söküp atamadığım bir hafızayla yaşamak, her gece aynı enkazın altında yeniden uyanmak ve güçlükle nefes almaya çalışmak gibiydi.
Gözlerimi kapattığımda yanaklarımdan süzülen sıcak gözyaşları tenimi yaktı, iz bırakan bir bıçak gibi kesti geçtiği yerleri.
Odanın zifiri karanlığına karşın tek ışık sızıntısı, sıkıca kapatılmış ahşap panjurların tahta aralıklarından cılızca süzülen soluk ay ışığının huzmesiydi.
İçerideki ölüm sessizliği kapı kolunun yavaşça, paslı bir gıcırtıyla dönmesiyle kesildi. Aralanan kapıdan içeri sızan koridor ışığı karanlığı ikiye bölerken kafamı güçlükle kaldırdım. Annem elinde gümüş kaplama küçük bir tepsiyle içeri girdi.
Elindeki mum yüzümü aydınlattığında, saatlerdir karanlığa alışmış olan gözlerim kendiliğinden kısıldı. Tepsideki buharı tüten mercimek çorbasından yükselen ekşimsi koku burnuma doldu, burnumun direği sızladı. İçim dışıma çıkacak gibi oldu.
Annem, elindeki tepsiyi komodinin üzerine bıkkın ama temkinli bir hareketle bıraktığında usulca ona baktım. Yüz çizgileri derinleşmiş, bakışlarına hem yılların yorgunluğu hem de çözülmesi zor, katı bir sertlik oturmuştu.
Yeşil gözlerinde bir zamanlar var olan o şefkatli anneden eser kalmamıştı artık. Karşımda duran kadın, babamın iradesine teslim olmuş bir yabancıdan başka bir şey değildi. Kendi annemi tanıyamıyordum artık, o bile yabancıydı bana.
Karyoladaki büzülmüş, küçücük kalmış bedenime bakarken dolmuş yeşil gözlerini kırpıştırdı birkaç kez. Kirpiklerindeki ıslaklıktan buraya gelmeden önce de ağladığını anlamıştım.
"Bu çocukça inadından vazgeçmek zorundasın, Süreyya," dedi sesini sert tutmaya çalışarak. Başarısız bir girişim olduğunu anladığında bu sefer sanki yalvarıyormuş gibi çıkan ses tonuyla devam etti.
YOU ARE READING
KÜLLER VE KARANFİLLER
Romance"Geçmedi, Süreyya. Geçmez. Benim sende açtığım yaralar bin kere öpsem de iyileşmez." Süreyya o soğuk kış gecesi babası tarafından yaka paça evden atıldığında her şeyin onun için bittiğini sanmıştı. Ta ki karanlığın içinden gizemli bir yabancı, ona r...
