3

5 0 0
                                        

Omzundaki acı onu odaklanmaya zorladı. Gerçeklikten kopup gitmeye ne kadar meyilliydi öyle. Sırtındaki eller onu itti önce, sarılıp okşaması gereken eller itti onu. Sahi, en son ne zaman sarılmışlardı? En son ne zaman bakmıştı gözlerine şefkatle? Onu iterken kararlı ve hatta kararmış elleri ne zaman tutmuştu ellerini?

"Yürü! Yürü dedim sersem! Ah yüce tanrı, ne diye bu bön şeyi verdin bana?"

Konuşacak cesaret kırıntısı kalsaydı susması için yalvarırdı. Her biri silahlı piyadenin askerleri, kelimeler tek tek, sırayla, acele etmeden derisinin altına giriyor; küçük silahları ile beyninde oyuklar açıyor.

"Biraz olsun bozukluk bul! İşe yara, budala!"

Bozukluk bul. Çocukluğundan anlar doluştu zihnine. Bunu ilk duyduğu günü anımsadı.

Elleri henüz topu kavrayamıyordu. Top kirli toprağı boyladığında fark etti onu kadın. Hışımla döndü. Öyle şişmandı ki çocuğa dönmesi birkaç saniyesini almıştı. Koca kıçı tezgaha çarpmış, elmalardan birkaçını yere devirmişti. Farkına bile varmayan kadın, omzundan yakaladı onu. Pençe misali elleriyle sarstı onu. "Nereden buldun bunu? Dokunma sakın! Pis şey!" Sinirini bastırırcasına bir nefes çekti içine. Satıcının önünde onu dövmek istemiyordu. Yoksa adı çıkardı. Kimsenin dedikodusuna gelemezdi. Ki mahalledeki en dedikoducu kadın da kendisiydi. Komik.

Yine döndü, bu sefer tezgaha doğru. Tombul bedeni ona çarptı. O dengesini kaybedip yere düşünce dahi kimse bakmadı. Toplasan toplasan bir portakal bile etmeyecek minik ellerinde yaralar açıldı. Kan damlaları ile bakışırken gözlerinde merak parıltıları vardı. Bu da neydi? Kıpkırmızı oluşu cezbediciydi. Su muydu? Ama su maviydi. O zaman bu gökkuşağı suyuydu! Yüce tanrı ona gökkuşağı suyu bahşetmişti!

İkinci defa düşünmeden elini yüzüne yaklaştırdı. Her bir çizgiye baktı. Elleri yaklaştırınca netleşmişti! Artık daha iyi görüyordu. Bu büyü müydü böyle? Yine hayallerde buldu kendini. Bir büyücüydü hayalinde. Parlak, mavi bir pelerini vardı. Ellerinden hep gökkuşağı suyu akardı. Um... bu su şifalıydı! Evet, evet! Bu su baş dönmesine iyi gelecekti. Bazen başı ağırlaşır, elleri ile onu yerinde tutardı. Öyle zamanlarda yürürken zorlanır, bir sağa bir sola yalpalar ve bazen de düşüp kalırdı. Bu su bütün bunları yok edecekti!

Eğer bir büyücü olsaydı bu suyu bütün köye verirdi! Hepsi iyi olsun. O da iyi olsun. Herkesin gökkuşağı suyu olsaydı ellerinde hepsi mutlu olurdu! Büyü ile yapacaklarını düşünürken yer yer kahverengileşmiş, yer yer tozlanmış eline baktı tekrar. Tereddüt etmeden dilini çıkardı dışarı, sağ elini boydan boya yaladı. Ama yalaması ile tükürmesi bir oldu. Iy. İğrenç! Bu gökkuşağı suyunun tadı iğrenç.

Tükürüşü kadının dikkatini çekmiş olacak ki birkaç elma tezgahtan düşerek ayaklarına doğru yuvarlandı. Uzun tırnaklar küçük kafasına saplandı, yetenekten yoksun o parmaklar saçına dolandı, tuttu çekti acımadan. "Ne yapıyorsun sen?" Tiz sesi doldurdu kulakları. Kafasını çekiştirdi sağa sola, aklınca ders veriyordu. Cahil bir kadın değildi aslında. Ama ne derler bilirsin, bazı insanların içindekini eğitemezsin. Ne kadar okumuş olursa olsun, içindeki küçük çocuk, bencil çingene hep kalacaktı. Diğer eli çenesine saplandı mengene misali. Tuttu ve çekiştirdi onu. "Bana bak! Bana bakacaksın dedim!" Ne günah yapmıştı ki?

"Pis, pis budala seni! Yüce tanrılar aşkına!" Çenesinden çekerek ayağa kaldırdı onu. Bir an boynunun kırılacağını hissetti. Nefesi anlık olarak kesildiğinden "lekeli" yanakları kızardı. Sahi... bir gün bu tırnaklar onu boğarsa nasıl nefes alacak? Gerçi, olay da o ya zaten. Alamayacak.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Feb 12 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

DenemelerWhere stories live. Discover now