1.Bölüm

21 3 2
                                        

Güneş dünyaya hayat veren ışığını ve sıcaklığını yüzyıllar boyunca yer kabuğuyla cömertçe paylaşmıştı. Toprak halkı hiçbir zaman kendilerini yorgun hissedecek ve bitkin düşecek kadar gün ışığından mahrum kalmamıştı. Son derece keyifli ve verimli topraklarının her köşesine doğanın capcanlı duru güzelliği hakimdi. Binlerce çeşitteki ağaçların yanı sıra yer kabuğunu coşkuyla örten bitki toplulukları da ülkeyi tek bir çorak toprak parçası kalmayacak şekilde sarıp sarmalamıştı.

Doğu Adaları'nın her tarafından sıhhat, denge ve ahenk taşan mükemmel doğası bu zamana kadar bir arada yaşayan çok sayıdaki farklı canlı türüne kusursuz bir şekilde ev sahipliği yapmıştı. Devasa genişlikteki arazilere sahip takım adaların her birinde yeni başlayan hasat mevsimi festivallerle kutlanmaktaydı. Hasat mevsimi en çok da o yıl müldüz ağaçları, kalitesi güzel ve bol miktarda ürün vermişlerse kutlanırdı.

Yeryüzünde en faydalı mineralli suyu üretebilen ağaçlar onlardı. Başka ağaçlar da vardı ama yerküre halkı tarafından hem tadı hem de duruluğu nedeniyle en çok tercih edilen ve yetiştirilen ağaçlar onlardı. Yer küreliler için bu ağaçlar vücutlarının elzem gerekliliklerinden olan su ve mineral ihtiyacını karşılıyordu. Bir diğer kıymetlilerinden olan gün ışığı ise onların besin kaynağı demekti. Vücutları gün ışığına değer değmez beslenmeye, enerji toplamaya başlardı. O yüzden halk için gün ışığından ve doğadan daha önemli hiçbir şey yoktu.

Yeryüzünün bu köşesinde doğanın dengesi tamamen yerindeyken ve hayat tüm canlılığıyla akıp gitmekteyken Güney Krallığında yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Uzun süredir gökyüzünde toplanan sinsi bulutlar artık sadece nadiren dağılıyordu. Dağılsa bile güneş kendini azıcık gösterip tekrar ortadan kayboluyordu. Bu da Güney Krallığındaki insanların vücutlarının kendilerini dinç ve sağlıklı hissedebilecek kadar gün ışığı depolamasına yeterli olmuyordu. Bir çok kişi beslenmek için farklı kaynakları kullanmaya başlamıştı. Ama bu da onlara sadece bir yere kadar enerji sağlıyordu. Sağlıklı ve enerjik olabilmeleri için gün ışığı şarttı.

Bulutlar ne kadar toplanırsa toplansın yağmurlar oldukça az yağıyordu. Yağsa da ya toprağa düştüğünde çözünmesi oldukça uzun süren kristaller şeklinde akıyordu ya da doğaya ve hayvanlara zarar veren bulanık damlalar olarak iniyordu. Bu durum tüm ağaç türlerine zarar verdiği kadar müldüz gibi insanlar için su ve mineral kaynağı olan tüm ağaçları da yok etmeye başlamıştı.

Ülkedeki ağaçlar zamanla giderek azaldığından Güney Krallığı'nda yaşayan halk su gereksinimini karşılayamaz olmuştu. Çünkü yer altında biriken nehirlerden ve göllerden çekilen topraktaki suyu süzüp içilebilecek şekilde meyvelerinde toplayabilecek başka ağaç türleri ülkede çok azdı. Ve onlar da verimsiz hale gelmeye başlamıştı.

Kuraklık ve bir türlü göğün yüzünden aralanmayan faydasız bulutların sebep olduğu gün ışığı mahrumiyeti tüm krallığı esir almaya başlamıştı. Yerleşim yerlerinde ufak tefek isyanlar baş gösterir olmuştu. Kral Ramon'un askerleri bu isyanları şimdilik bastırabiliyordu. Ama işler böyle giderse ortada isyan çıkarabilecek bir halk da kalmayacaktı. Kral her hafta danışmanlarını toplayıp onlarla neler yapılabileceğine dair görüşmeler düzenliyordu. Bozulan dengeyi tekrar sağlayabilmek için krallığın her yerinden çareler arıyordu.

Görüşmeler sona erip herkes gittikten sonra taht odasında tek başına kalan kral içinden "Benim yüzümden" diye geçiriyordu." Her şeye ben sebep oldum. Topraklarım hırsımın ve inatçılığımın kurbanı oldu." Ardından gelen düşünceler silsilesi ruhunun sarsılmasına sebep oluyordu.

"Suçlarımın cezasını çekmeye hazırım. Bedelini gerekirse canımla bile öderim. Yeter ki toprağın dengesini düzeltebileyim. Hatalarımı telafi edebileyim. Sonra da tahtımı devredip bu diyardan çekip gideyim. İnsanlarımın beni doğa katili olarak yaftalaması geri kalan hayatımın en şiddetli azabı olacaktır."

Kral Ramon'un çağrısıyla Güney Krallığında bulunan yetenekli şifacılar iki farklı kola ayrılmışlardı. Bir grup fena bulutları dağıtıp güneşin kendini daha fazla gösterebilmesi için çabalarken diğer grup da doğaya tekrar hayat getirebilecek suyu tutan bulutları oluşturabilmek için canla başla uğraşıyordu. Yerküreye bağlı canlılar için bir süreliğine zamanı yavaşlatabilen ya da hızlandırabilen şifacılar ise tesirleri altına aldıkları ağaçların hayat döngüsünü ağırlaştırarak az da olsa canlı kaldıkları süreyi artırabiliyorlardı.

Ama doğa artık küskündü. Gösterilen çabalar gün geçtikçe daha az işe yarıyordu. Kral en son çareyi çok zahmetli ve maliyetli olsa da gemilerle Doğu Krallığının takım adalarından müldüz, kulga ve kobu meyvelerinin yanı sıra kara bulutları kovarak yağmur bulutlarını çağıran ağaç fidelerini getirtmekte bulmuştu. Ama ne yazık ki dikilen fidanlar atmosfer koşulları değişmediği için ve toprak zararlı yağmurlarla verimsiz hale geldiği için fazla yaşayamadan ölmüşlerdi. Kral bu duruma çok üzülmüştü ayrıca çok da sinirlenmişti.

"Dayanamıyorum. Şahit olduklarıma tahammül edemiyorum. Vicdan azabı her gün için için kemiriyor yüreğimi. Ben böyle olsun istememiştim. Bu kadarını tahmin etmemiştim. Böyle giderse kendi idam fermanımı ellerimle imzalayacağım. En azından insanlarımın gözünde onursuz bir adam olarak ayrılmayayım bu dünyadan."

Kadimler topluluğuyla buluştukları güne lanet ediyordu. Birlikte kalkıştıkları işler doğayı öylesine zorlamıştı ki rüzgarlar bile artık esmez olmuştu. Yine de amaçlarına ulaşamamış oldukları düşüncesi beynini zonklatıyordu. Eğer başarılı olsalardı doğanın bozulan dengesinin belki de şuan için bir önemi kalmamış olacaktı. Kral kendini büyük bir mağlubiyete uğramış gibi hissediyordu. An be an değişen fikirleri zihnindeki zıt kutupların çatışmasını gözler önüne seriyordu.

"Bu durumu düzeltir düzeltmez tekrar deneyeceğim." diyordu kimi zaman. Bu risk ne olursa olsun alınmaya değerdi. O yüzden bir an evvel çare üretmek zorundaydı. Çünkü esas hedefi için bu kadar yaklaşmışken artık daha fazla bekleyemezdi. Lakin onun bir zamanlar her şeyin üzerinde tuttuğu planı ancak doğanın koşulları eski haline dönerse yerine getirilebilirdi. Bu onu ve halkını yaşamak için bağımlı oldukları koşullardan arındırıp tamamen özgürlüğe kavuşturabilecek yegane kader kırılmasıydı. Ödün verilemeyecek olandı. 

DENGENİN KÖKLERİLa tua prossima ossessione. Scoprilo ora