Lýkos & Selíni

498 28 1
                                        

Sarayın kristal avizeleri gecenin koyu lacivertine meydan okurcasına parlıyordu.

Lidya, sarı saçlarını gevşek bir topuzla toplamış, kahverengi gözlerinin içine düşen ışıltıyla gecenin ev sahibi olarak tüm salonu izliyordu

Bugün ölen annesini anma günüydü aileden bir tek o kalmıştı ve millet onun ölmesi için gün sayıyordu kalabağın içinden yükselen o iğrenç hava kendini belli ediyordu. Etrafı inceledi lidya bugünşn acilen bitmesini istiyordu elindeki şarabınsan bir yudum alırken mavi saçlar dikkatini çekti

Görmediği biri, lidya merdivenlerden aşağıya inmeye başladı o yabancıyla konuşmak istiyordu meraklıydı ama kedileri öldüren şeyde merak değilmiydi. Etrafta gezindi tatlılardan yedi onla samimiyet kurmaya çalışan erkeklerden kaçtı hepsi mirasına göz dikmişti nede olsa derken birine saçtı lacivert altın işlemeli bir takıma sahip bir kadına

Kadın... diğer kadınlara benzemiyordu.

Mavi, geceye meydan okuyan saçları omuzlarına dökülüyordu.

Gözleri... ormanın en karanlık köşesine saklanmış parlak bir yeşil.

Ve kar gibi saf duran bembeyaz teni

Kadının bakışları Lidya'yı baştan aşağı süzdüğünde lidya istemsizce boğazını temizledi.

"Merhabalar güzel leydim" dedi kadın.

"Bu güzel yerin daveti için teşekkür ederim ayrıca başınız sağolsun gerçekten çok üzüldüm." Dedi kadın bu kadın kimdiki kendini tanıyordu ama o onu tanımıyordu

Lidya hafifçe gülümsedi. "Bu ayıbı kesinlikle yapmak istemiyorum ama adınız neydi hatırlamıyorumda ."

Kadın bir adım

"Zeynep oktay ama sanırsam zoktayı biliyorsunuzdur."

Lidya üreperdi zoktay kuzeydeki kadın sarayında yanlız yaşardı bölgesi tehlikeliydi aynı şekil kadında tehlikeli duruyordu gülümsedi

"Kalenizin dışına çıkmazsınız diye duyuyordum sizi kalenizden çıkardıysam ne mutlu bana" iseabını kaldırdı ve gülümseyip uzaklaştı ama giderken sırtında bakışların varlığını hisetti

Balo ilerledikçe, danslar, kırmızı şaraplar, orkestranın yavaşlayan melodileri...

Zeynep sürekli Lidya'ya bir adım uzakta duruyor, sessizce onu izliyordu.

Konuşmuyor sadece merakla bakıyordu lidya pek umursamamaya çalışıyordu:

"Bu kadar çok insan varken kendinizi hiç yalnız hissetmiyormusun"

Lidya zeynebe baktı ne ara dibine gelmişti

Cevap veremedi sadece uzaklaştı.

———————————————————-

Sonunda parti birmiş millet yavaştan dağılmıştı

Lidya yorulduğu için temizliği yarına bırakıp bahçeye hava almaya karar verdi

Ay ışığı beyaz güllerin üzerine düşerken evin arka tarafına küçük çeşmenin oraya yürüyorken bir ses duydu

Bir inleme tamda yavaş adımlarla çeşmeye yürümeye devam etti gördüğü sahne onu nefessiz bıraktı:

Ona bakıyordu kollarında genç bir kız vardı boynu kanla kaplıydı

Zeynep,

İncecik bir kan çizgisi dudaklarının kenarından süzülüyordu.

Lidya'nın gözleri büyüdü. Direk arkasını dönüp kaçmaya çalıştı

Zeynep kaşını kaldırdı.

Yeşil gözleri karanlıkta parlıyordu. Gülümsedi Dudaklarındaki kan, elinin tersiyle sildi

"Bahanem oldu," dedi sakince.

Ve mavi bir parıltı oluştu ve zeymep ortadan kayboldu

Lidya son hızla ahıra koştu bir ata binip birini çağıra bilirse kurtula bilirdi köşeyi döndü ve birine çarptı kendisi yere düşerken karşısındaki kişiye hiç bir şey olmadı kafasını kaldırdı ve görmek istediği son kişi zeynep oktay

"Nasılsınız hanımefendi nereye böyle," dedi sesinde bir muziplik vardı dalga geçiyordu. Lidya gene konuşmadı gözleriyle bir çıkış yoku aradı ama napabilirdiki

Zeynebin sabrı bittiğini gösteriyordu orda onun kanını emip bitirebilirdi ama neden eğlenmesinki yere eğilde ve lidyanın gözlerine baktı elini uzattı

Soğuk dokunuşu Lidya'nın içini ürpertti.

"Bırak beni" fısıldıyan nerdeyse yalvaran bir ses ile.

"Hayır."

Zoktay'ın sesi neredeyse yumuşağımsı bir tehdit tonuyla çıktı.

"Beni gördün. Şimdi seni yanında götürmem gerek."

Lidya uzaklaşmaya kaçmaya çalıştı ama zeynep onu hızlıca kucanığa aldı lidya gözlerini dımsıkı kapattı zeynebinse dudaklarından tek bir kelime döküldü

"Kaderin benimkine karıştı."

SympnoíWhere stories live. Discover now