Buharın duvarlarda ağır ağır dolaştığı, mermerin kendi sessizliğini yankı gibi geri verdiği büyük hamam neredeyse bomboştu. Sudan yükselen sıcaklık, insanın derisine değil, doğrudan kemiklerine işleyen bir huzur taşıyordu. Yalnızca iki ses vardı içeride: taş zemine damlayan suyun ritmik tıkırtısı ve nefeslerin, buharın arasından güçlükle kendine yol buluşu...
Selim çoktan içeri girmiş, sırtını sıcak mermer duvara yaslamıştı. Başını yana eğip Cemil'e baktı; yüzündeki çizgiler buharda daha yumuşak görünüyordu, ama gözlerinin keskinliği aynıydı.
"Bugün sadece nefes almak var."
Cemil iki saniye durdu.
Nefes almak...
Onun için bu çoğu zaman bir lüks olmuştu.
Ayakkabılarını çıkarıp büyük havuzun yanına yürürken hamamın içi bir anlığına daha da sessizleşti. Sanki her mermer, her lamba, her buhar dalgası Cemil'in adımlarını izliyordu. Selim de öyle; bakışları onu takip ediyor, hiçbir şey demeden onu bir bütün olarak okuyordu.
Cemil suya ayaklarını soktuğunda sıcaklık onu sarmaladı. "Burada rahatlamamı beklemiyorsun, değil mi?"
Selim yerinden kıpırdamadan ona yanıt verdi:
"Bugüne kadar hiç rahatlamana izin verdim mi?"
"Hayır," dedi Cemil hemen. "Bu yüzden şaşırıyorum zaten."
Cemil'in suya tamamen girmesi bir süre aldı; sanki vücudu önce sıcaklığı test ediyor, sonra tereddütle kabuğunu bırakıyordu. Su göğsüne kadar yükseldiğinde Selim usulca yerinden doğruldu ve ona doğru yürüdü. Ayakları suyun içinde ağır, kararlı çizgiler çiziyordu.
Cemil başını kaldırıp Selim'in yaklaşan siluetine baktığında boğazı istemsizce yutkundu.
Hamamın buharı onları yarı görünür, yarı hayal gibi yapıyordu. Bu da, aralarındaki gerçekliği daha da keskin hale getiriyordu.
"Cemil," dedi Selim düşük bir sesle, karşısında durup ona bakarken, "Bugün çok şey atlattın. İnsansın. Unutma."
Cemil buna gülerek karşılık verdi...ama gülüşün içinde bir yorgunluk vardı. "Biri bana insan olduğumu hatırlatmasa belki ben de unutacağım."
Selim, Cemil'un önünde diz çöktü; su beline kadar çıkıyordu. Buhar yüzünü örterken sesi daha da yumuşadı:
"Ben hatırlatırım."
Bu söz bir emir gibi değil, bir teminat gibi döküldü dudaklarından.
Cemil birkaç saniye konuşamadı. İçinde bir yerde bir düğüm vardı; çoğu zaman görevler sırasında sıkıca bağladığı, kimseye göstermediği o düğüm.
"Selim abi..." dedi sessizce. "Beni böyle görmene alışık değilim biliyorsun."
Selim başını hafifçe yana eğdi.
"Yanlışın var. Seni böyle gördüğümde... daha gerçek oluyorsun."
Aralarındaki sessizlik buhar gibi ağır, ama sıcak bir örtü oldu. Selim elini suya daldırıp yavaşça Cemil'in omzuna koydu. Mermerin üzerindeki tüm soğukluk o an sanki yok olmuştu.
Cemil'in nefesi kesildi.
Basit bir dokunuş değildi bu; bir kabul, bir güven, bir "Buradayım" haliydi.
"Abi..." diye fısıldadı yine. "Sen hep bu kadar... yakın mısın?"
Selim'in cevabı sakindi.
"Yeterince yakın olmazsam seni kaybederim."
Cemil':o gözleri buhar nedeniyle parlıyordu...ama gerçek sebebi gizleniyordu.
"Beni kaybedemezsin," dedi Cemil, beklemediği bir özgüven tonuyla. "Çünkü dönüp dolaşıp yine seninle aynı yerde duruyorum. Her seferinde."
Selim'in ifadesi, bir anlığına, sadece bir anlığına çatladı; ardındaki duygu açığa çıkar gibi oldu... ama hemen toparladı. Yine de Cemil fark etmişti.
Çünkü artık onu okuyordu.
Selim, yavaşça ayağa kalktı ve Cemil'in yanına oturdu. Mermer sıcaktı, sessizlik onları kucaklıyordu. Suyun yüzeyinde hareket eden ışıklar, iki adamın gölgelerini kırık bir tablo gibi yansıtıyordu.
"Cemil," dedi Selim. "Sana bir şey olsaydı bugün—"
"Olmadı," diye araya girdi Benji. "Çünkü sen vardın."
Bu söz Selim'i durdurdu. Bir süre konuşmadı. Sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Keşke..." dedi. Ama, devamını getirmedi.
Cemil ona döndü. "Keşke ne?"
Selim, gözlerini açtı. Soğukkanlılığıyla bilinen biri için buharın içinde bile çok çıplak görünen bir açıklık vardı bakışlarında...
"Keşke kimi neden kaybetmekten korktuğumu sana söylemek bu kadar zor olmasaydı."
Cemil'in kalbi hızla çarpmaya başladı.
Hamamın sıcaklığı bir anda anlam değiştirdi.
Su damlaları mermerden süzülürken, iki adam da aynı anda konuşmadı. Çünkü bazen kelimeler değil, atmosfer konuşurdu. Buhar konuşurdu... Yakınlık konuşurdu...
Sonunda Cemil, dudaklarının kenarında küçücük bir gülümsemeyle fısıldadı:
"Benden korkuyorsun. Evet, biliyorum."
Selim'in hafifçe irkilmesi, tüm doğruluğun kabulü oldu.
"Evet," dedi sessizce... "Senden. Çünkü seni kaybetmek... düşündüğümden daha ağır."
Cemil suyun içinde hafifçe Selim'e yaklaştı. Aralarındaki mesafe artık sadece birkaç santimetreydi. Buhar onları iki figür değil, tek bir çizgi gibi gösteriyordu.
"Ben buradayım," dedi Cemil.
"Sıcak suyun içindeyim. Nefes alıyorum. Ve seni duyuyorum, Selim abi."
Selim'in omuzları ilk kez yumuşadı. İçindeki gerginlik, suyun yüzeyinde kaybolan bir titreşim gibi sönmeye başladı...
"Cemil," dedi, sesi bu defa daha da düşük, daha da gerçek... "Gitme."
Cemil gözlerini kapadı...
"Gitmiyorum."
Hamamın duvarları, bu iki kelimenin yankısını sonsuza dek saklamak ister gibiydi:
Gitmiyorum.
Buhar yükseldi.
Su kıpırdadı.
Ve gerilimin yerini ağır, sessiz, derin bir yakınlık aldı.
İkisi de konuşmadı artık.
Çünkü söylemek istedikleri her şey, zaten suyun içinde, buharın arasında, mermerin sıcaklığında vardı.
Ve bu defa...
hiçbir acele yoktu.
VOCÊ ESTÁ LENDO
Hamam
FanficSelim karakterini solo sevsem de bu kez ona 1 sevdicek vermek istedim. Kendisi canon karakter Cemil Bey'den başkası değil🖤🖤🖤
