Aralık ayı, Midyatı buz gibi bir pençeyle sarmıştı; kışın en acımasız yüzü taş sokakları beyaz bir kefenle örtmüş
rüzgârı keskin bir bıçak gibi ciğerlere doluyordu..
Gece yarısını çoktan geçmişti
saat tam üçü vuruyordu ama zaman burada, taş sokakların kuytusunda, sanki donmuş gibiydi..
Kar taneleri seyrek ama ısrarcı yağıyordu.
Yerdeki mermerleri beyaz bir örtüyle kaplıyordu..
Demir Baybars, siyah paltosunun yakasını kaldırmış, elleri cebinde, ağır adımlarla mezarlığın kapısından geçmişti..
Adımları tanıdıktı; dokuz yıldır her gece, ya da bazı geceler, bu yolu yürüyordu.
elinde bir şey vardı, kırmızı bir gül..
Taze, dikenli, kan kırmızı.. konaktaki bahçeden koparmıştı; kökünden,acıtarak.
Gülün dikenleri avucuna batmıştı. Kan sızıyordu ama Demir aldırmıyordu.
Kan, zaten her şeyini almıştı..
Şeyda'nın mezarına vardığında durdu.
Mermer ay ışığında soluk bir hayalet gibi parlıyordu. Üstünde ince bir kar tabakası, isimdeki harfleri silikleştirmişti..
ŞEYDA BAYBARS
Demir diz çöktü.
Dizleri karın ıslaklığına gömüldü, palto etekleri yayıldı etrafında.
Gülü mermerin dibine koydu. kırmızı, beyaz karın üstünde bir yara gibi duruyordu..
Elini taşa koydu, parmakları donuyordu yavaşça ama çekmedi.
Gözleri o isme takılı kaldı. Dokuz yıldır her bakışta aynı sızı..
"Şeyda..." diye fısıldadı sesi rüzgârda kayboldu..
Göz kapakları ağırlaştı kapandı.
Ve o an karanlıkta bir kapı açıldı; 9 yıl öncesine..
9 yıl önce.
Yazın en sıcak gecesiydi. hava ağır, yasemin kokusuyla dolu, yıldızlar gökyüzünü delik deşik etmişti..
Bahçe Baybars-Albora topraklarından uzakta gizli bir kuytu; eski bir nar ağacının altında, çimenler yumuşak, rüzgâr hafifçe yaprakları okşuyordu..
Demir ve Şeyda, her zamanki mekanlarındaydı; o yer ki sevdaların kanla sulandığı bu topraklarda bile, aşklarının tek sığınağıydı..
Şeyda, beyaz bir elbise giymişti; etekleri yere değiyor, saçları omuzlarına dökülüyor, gümüş gibi parlıyordu..
Demir, onu belinden sarmış, sırtını göğsüne yaslamıştı.
Kalbi Şeyda'nın kalbine ritim tutuyordu.
Elleri, Şeyda'nın ellerini avuçluyordu; parmakları iç içe geçmiş, sanki ayrılmak bilmez bir düğüm gibi..
"Şeyda..." diye mırıldandı Demir
sesi yumuşak ama içinde fırtına gibi bir tutku.
Yanağını Şeyda'nın saçlarına gömdü, kokusunu içine çekti..
"Seni bırakmayacağım asla, kurtaracağım seni o cehennemden.. Yemin ederim Şeydam seni o cehennemden alacağım.. Ali'yle konuştum. yardım edicek bize, pasaportları hazırlıyor yurt dışına gideceğiz Şeydam..
Kaçacağız, evleneceğiz.
Çocuklarımız olacak; bir kız, bir oğlan... kızımız sana benzeyecek, gözleri ela, saçları dalgalı..
Oğlumuz ise benim gibi inatçı olacak ama senin gülüşünü taşıyacak.
Kimse bizi ayıramaz..
Ne Babam engel olabilecek, ne lanet olası alboralar, ne de bu kan davası. Sen ve ben... sonsuza kadar."
Şeyda döndü, yüzünü Demir'in göğsüne yasladı; gözleri parlıyordu ama içinde bir gölge vardı, fark etmiyordu Demir.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
UZAK ŞEHİR - GÜNEŞİN YANKISI
FanfictionMİDYAT'TA BİR AŞK VE İNTİKAM HİKAYESİ Zamanın taşta donduğu, her nefesin bir asra bedel olduğu kadim şehir Midyat... Güneş; kurak topraklara düşen ilk yağmur damlası kadar masum, adını aldığı gökyüzü ateşi kadar yakıcı. Demir; bu coğrafyanın sert r...
