0.0

2.2K 99 24
                                        

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.

⋆。𖦹°⭒˚。⋆

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.

⋆。𖦹°⭒˚。⋆

"Ne diyorsun sen? Ne çocuğu? Ne babası? Neyden bahsediyorsun?"

Eren, kendisini görmek konusunda epey ısrarcı olan bu siması tanıdık kadına anlamaz gözlerle bakıyordu.

Esasında gayet açıktı söylediği şeyler, ancak Eren; duyduğunu anlamak istemiyor, anladığının ise gerçekliğini sorgulamaktan bir adım öteye geçemiyordu.

"Duydun işte..." dedi, kadın. Az önce tesisi basıp ortalığı ayağa kaldıran kendisi değilmiş gibi sakince konuşuyordu.

"Her şey çok açık değil mi?"

Eren, sıkıntı ile sıvazladı yüzünü. Derin bir 'Of!' çekti.

"Bak Derin." dedi, kadın durdurdu onu.

"Deniz." diye uyardı, "İsmim, Deniz."

Kadının ismini yanlış hatırlıyor olması, kendisini çok da ilgilendiren bir şey değilmiş gibi bakıyordu gözleri. Zaten kadın da kırılmamış, Eren'in onu hatırlamıyor oluşuna bozulmamış gibi idi. Çok daha farklı dertleri vardı onun. Önce kızını, sonra kendisini korumak ve hayatta kalmak gibi basit ancak önemli dertler...

"Neyse ne!" dedi, hafif sert çıkan bir sesle."Senin bu anlattıkların, sana göre normal olabilir ancak benim için değil..." dedi. "Yani bu... Bu bebek..."

Kadının kucağındaki kız çocuğunu işaret etti. Annesine benzeyen gözleri ile etrafı izliyordu. Meraklı bakışları vardı.

"Bu bebek dediğin," dedi Deniz. Sesi titriyordu. "Senin çocuğun." Mavi gözleri dolayazmış, burnunun ucu kızarmıştı.

Eren, bir kez daha yüzüne vurulan gerçekler ile kapadı gözlerini. Üç sene önceydi. Trabzonspor'da oynadığı zamanlar bir deplasman maçı için Ankara'ya gittiği zaman tanımıştı Deniz'i. Tanımış da sayılmazdı esasında. Bir gece yatmışlardı sadece. Bir gece... Üç sene önce yediği hurmalar, şimdi tırmalıyordu onu.

"Öyle her önüne gelene inanıp kucağındaki çocuğu bağrıma bassaydım eğer bir yetimhaneden farksız olurdu evim." dedi.

Deniz, adamın acımasız sözleri karşısında dilini yutmuş gibi hissediyordu kendisini. Kimseden kızını bağrına basmasını istemiyordu ancak, böylesine sert bir tepki de beklemiyordu Eren'den.

"İnanmıyor musun bana?" diye sordu.

"Seni tanımıyorum bile..." dedi, Eren.

Üç sene önce, restoran çakması bir pavyonda tanıştığı kadına ne kadar güvenilirse, o kadar güveniyordu bu kadına.

"DNA testi yaptır o zaman." dedi, Deniz. Son derece emindi kendisinden.

Onların yüzleşmesini bölen, Deniz'in göğsüne sinip ağlayan kızı olmuştu. Eren, ortalığı ayağa kaldırarak içli içli ağlayan küçük kıza baktı.

"Hasta falan mı?" diye sordu. Hiç de merak etmiyordu aslında ama yine de sormuştu işte.

"Yok, karnı acıktı." dedi Deniz. Kızının ses tonundan bile anlıyordu ne istediğini.

Kucağında bebeğiyle birlikte ayağa kalkıp Eren'den uzak bir noktaya çekildi. Büyük ve dışarıdan bakıldığında bile ağır olduğu belli olan çantadan bir mama kabı çıkardı.

Küçük bebek, iştahla kendisine uzatılan kaşıktaki mamayı yerken Eren, bu boşluğu fırsat bilip kendisini dışarı attı.

Temiz havayı soluyup üzerindeki şaşkınlığı atmaya çalışırken Barış Alper belirdi yanı başında.

"Senin ben geçmişini sikeyim!" diyerek bir serzenişte bulundu. "Kaç yaşındasın ulan sen? On yedi falan mı? Bilmez misin korunmak nedir?"

Eren, Barış'ın yükselen sesine karşılık gözlerini kapadı. Kimsenin azarını yiyecek kadar sağlıklı bir modda değildi şu an.

"Oğlum bir dur lan! O sonraki konu... Hem ne belli benden olduğu?" diye sordu.

"Çüş!" diye bağırdı, Barış. "Utanmıyorsun değil mi kadına iftira atmaya? Gavat herif!"Eren, içinden sabır çekerek derin bir nefes verdi.

"Ne yapacağım oğlum ben? Delirmek üzereyim, Barış! Bir kadın geliyor, tesisi ayağa kaldırıyor ve karşıma geçip bak bu çocuk senden diyor! Ne yapacağım lan ben?"

Barış, adını dahi henüz bilmediği kadının çok değil, yaklaşık bir yarım saat önce kopardığı yaygarayı hatırladıkça gülümsüyordu. Kendinden son derece emin bir şekilde, kucağındaki bebeği ve koluna taktığı büyük çantası ile tesisin önünde avazı çıktığı kadar bağırıyordu genç kadın.

"Eren Elmalı!" diyordu, "Onu göreceğim! Nerede o?"

Bir de Eren'in kadını fark ettiği gibi yüzünde oluşan, tabir-i caizse 'Sıçma' ifadesi vardı tabii. Esmer tenine rağmen kıpkırmızı olmuş, gözleri kocaman açılmıştı.

"Bunca sene yapmadığını yapacak, o çocuğa babalık edeceksin kardeşim!" dedi pek düşünmeden, Barış Alper. Eren, sinirle güldü.

"Lan ne babalığı?" diye sordu. "Ben ne anlarım oğlum babalıktan? Yaşım kaç lan benim?"Barış, Eren'in yüksek çıkan sesiyle beraber yüzünü buruşturdu.

"Bağırma kuyruğuna basılmış enik gibi! Başka şansın mı var ulan?" diye sordu.

Eren, başını arkaya çevirip boydan boya cam olan pencerenin arkasında bir elinde kaşık, diğer elinde tuhaf bir oyuncak ile bir yandan çocuğunu besleyen, diğer yandan kendisine nefret ile bakan kadını gördü.

Barış Alper doğru söylüyordu. Bu çocuk eğer Eren'in ise, ki olmaması için dua ediyordu, gereken tüm sorumluluğu alacaktı.

Aksi taktirde bu kadın, başına epey büyük bir bela olacaktı...

🐅

Selam. Uzun zaman oldu, paslanmışım... Bir şeyler deniyorum yine ama, bakacağız...

Mecrûh | Eren ElmalıStories to obsess over. Discover now