Shinobu Kocho, imparator Giyuu Tomioka ile geçirdiği o tek geceden sonra içine gizlenmiş bir sırrın ağırlığıyla yaşamıştı. Henüz on altı yaşında, sarayın ihtişamlı fakat soğuk duvarları arasında, genç bir kadının omuzlarına fazla gelen sorumluluklarla karşı karşıya kalmıştı. Kısa bir süre sonra hamile olduğunu öğrendiğinde, kalbinin derinliklerinde bir umut belirdi: belki de doğacak çocuk, onun için hem bir teselli hem de hayata tutunma sebebi olacaktı.
Aylar geçip kızı doğduğunda, Shinobu'nun gözleri sevinçle doldu. Küçük Anyshi'nin gülüşü, sarayın kasvetini dağıtıyor, annesinin kırılgan ruhuna güç veriyordu. Ancak mutluluk uzun sürmedi. Doğumun üzerinden yalnızca bir hafta geçmişti ki, Shinobu yatağında, kızını kollarına almış halde sessiz gözyaşları dökmeye başladı. Bebeğine sevgiyle bakarak fısıldadı:
"Majesteleri... eminim beni sevmiyordur."
Sonra minik kızının yanaklarını okşadı, dudaklarında acı bir tebessüm belirdi:
"Anyshi... lütfen iyi bir geleceğin olsun. Umarım öyle olur."
O an, bedenini saran hastalık yeniden depreşti. Önce bacaklarının altından başlayan sızı, hızla gövdesine yayıldı. Ardından vücudunun çeşitli yerlerinden kan sızmaya başladı. Odayı keskin bir metal kokusu kapladı. Shinobu, giderek ağırlaşan nefesiyle kızını göğsüne bastırdı, fakat göz kapakları yavaşça kapanmaya başladı.
Saray hizmetçilerinden biri odaya girdiğinde manzarayla karşılaşıp dehşete kapıldı. Elini ağzına kapatarak çığlık attı ve koridora fırladı:
"Çabuk! Saray hekimini çağırın! Shinobu-sama için, acilen!"
Hekimler koştura koştura geldiler, ama çok geçti. Shinobu'nun hastalığına çare yoktu. Yalnızca genç bir annenin cansız bedeni ve kollarında sessizce uyuyan masum bir bebek kaldı geriye.
Ertesi gün sarayda ağır bir sessizlik hakimdi. Shinobu'nun ölüm haberi, sarayın farklı köşelerine soğuk bir rüzgâr gibi yayıldı. Onun soylu dostlarından biri olan Lilian, genç yaşına rağmen güçlü bir iradeye sahipti. Shinobu'nun vefatıyla birlikte, gözlerini küçücük Anyshi'ye dikti. Kararını hiç düşünmeden verdi: soyluluk rütbesini bırakacak, Shinobu'nun emaneti olan bu masum çocuğun yanında hizmetçi sıfatıyla bile olsa kalacaktı.
"Hanımefendi, bu kadar hizmetçi varken neden siz de yükleniyorsunuz?" diye sordular ona.
Lilian'ın cevabı nettir:
"Çoğunuz cahilsiniz. Tek derdiniz imparatorun ne düşündüğü. Ama bu çocuk, Shinobu-sama'nın yadigârı. Onu koruyacağım."
Anyshi'nin bakımı için görevlendirilen diğer hizmetçiler, içten içe küçümseyici sözler sarf ediyorlardı. Çünkü onlar da biliyordu: İmparator Giyuu Tomioka, çocuğu asla kabul etmeyecekti. Onlara göre Anyshi, sarayın gölgesinde yaşayan, istenmeyen bir varlıktı.
Bir sonraki gün, Lilian kucağına minik Anyshi'yi alarak, beraberindeki hizmetçilerle birlikte yola çıktı. Fuoyu Sarayı'ndan ayrılıp, imparatorun bulunduğu görkemli ana saraya vardılar. Sarayın ihtişamı, sütunlardan sarkan altın işlemeler, bahçelerdeki beyaz çiçekler ve koca avluyu dolduran sessizlik, her adımda daha da ağırlaşıyordu.
İmparator Giyuu, tahtında oturuyordu. Buz gibi gözleri, sanki her şeye mesafeli, hiçbir insana ait olmayan bir soğukluk taşıyordu. Lilian, yere diz çökerek başını eğdi. Kucağında Anyshi vardı, bebek huzursuzca kıpırdanıyordu.
"Majesteleri..." dedi Lilian, titreyen sesiyle. "Shinobu-sama dün vefat etti. Bu haberi zaten almışsınızdır."
Giyuu'nun cevabı kısa ve kesindi:
