En zoru başlamak.
Her şeye yeniden başlamak.
Ama benimki sonun başlangıcıydı. Geçirdiğim kazadan sonra kafamdaki her şey silik silik olsa da, çok şükür eskisine göre daha iyi hissediyordum. Hiçbir şeye yeniden başlamak kolay olmasa da, ailemin ve yakınlarımın varlığını yanımda hissetmek çok başkaydı.
Çok gerçekti.
Onların varlığına her daim şükrediyordum. Kazadan sonra morarmaktan öte çürüyen bacağımın sızısını hissettim. Ama yataktan kalkmalıydım artık. Son sınıf bir resim öğrencisi olmak sanılan kadar kolay bir şey değildi.
Neyseki derslerime odaklanmakta çok büyük sıkıntılar yaşamadım. Hızlıca bir özetle sevdiklerimin de yardımıyla derslere hızlıca odaklandım. ''Kızım, geç kalacaksın, yavrum hadi.''
Annemin seslenişiyle adımlarımı hızlandırdım ve rutin işleri halledip, annemlerin yanına geldim. Annem masayı donatmıştı. Kırılmasın diye geçiştirircesine ağzıma bir şeyler attım ve koşar adımlarla evden çıktım.
-
''Sizden istediğim Ayvalık'ın istediğiniz herhangi bir yerine gitmenizi, tarihi ve etnik fotoğraflarını çekmenizi ardından vereceğim konu başlığı altında resmetmenizi istiyorum. Biliyorsunuz, Ayvalık'ın her yeri tarih kokuyor. Konumu size bırakıyorum. Sormak istediğinizi sorularınızı mail yoluyla iletebilirsiniz. Size güveniyorum. Şimdiden başarılar.''
Esma hocanın ardı ardına sıraladığı cümleler karşısında şaşkınlıktan dilimi yutacaktım. Çaresizce sağımda oturan, Aline baktım. Zaten vizeler yaklaşmıştı. Ne ödevinden bahsediyordu bu kadın? Tamam, tamam sakin olmalıydım. Kafamın içinde tepişen filleri görmezden geldim ve kitaplarımı toplayıp, Alin'le sınıftan çıkış yaptık.
-
''Ben çok korkuyorum burası çok tehlikeli.'' Alin kadar bende çok korkuyordum, ama sınıftaki herkes zaten bilindik yerleri seçecekti ve ben kazadan sonra zaten fazlasıyla ders kaçırmıştım Esma hocanın dersinden kalmak, yaşamak isteyeceğim son şeydi.
''Alin, bende çok korkuyorum. Keşke senin gelmene izin vermeseydim, özür dilerim.'' Derin bir nefes verdim. ''Her neyse, hemen çekimimizi yapıp koşarak uzaklaşalım buradan. Hem gündüz saati ne olabilir ki, değil mi?'' Kendimi kandırıyordum. Buraya gelmek saçmalıktı.
''Tamam haklısın, sakin olalım. İşimizi yapacağız ve gideceğiz.'' Alin'i onayladım ve beraber işe koyulduk.
10-15 dakika sonra bir arayla kalın ve ürkütücü bir ses duymamızla ikimiz birden irkildik. ''Kim bu güzellikler ya? Kızlar bu ne güzellik, cennetten düşerken canınız acımadı mı?''
Cesur görünmeye çalışarak, dik dik bakarak konuştum. ''Lütfen gider misiniz? Sadece çekim yapıp gideceğiz, kimseyi rahatsız etmedik.''
Çocuk, tok bir kahkaha attı ve sakalını sıvazlayarak ikimize de pis pis baktı. ''Rahatsız ettiğinizi kim söyledi, buyurun size bir kahve içirelim.''
Tir tir titremeye başlamıştım ve lanet olası sesime de yansıyordu. ''Biz en iyisi gidelim.'' Tam gidecektik ki, çocuk benim kolumdan tutup durdurdu. ''Hiçbir yere gitmek yok.''
''Sait!'' Diye bağıran sesi duymamla beraber korkum ikiye katlanmıştı, çünkü bu ses oldukça tok çıkmıştı. Birken iki olmuşlardı ve biz nasıl defedecektik bu belayı başımızdan?
Hava yavaş yavaş karanlık olduğu için sesin sahibini seçmekten zorlanmıştım. Sait denen çocuk da kolumu sıkmayı bırakmamış ama hafifletmişti en azından. ''Beni rahat bırak Gökalp. Kızlar benimle.''
''Biz seninle falan değiliz, bırak bizi.'' Sinirle söylediğim sözler yüzünden Sait, az da olsa bu cesaretime affalamış gibi dursa da, geri adım atmamıştı.
''Eğer şimdi onları bırakmazsan, hiç istemediğin şeyler olacak.''
Gökalp denen çocuğun söylediği cümlelerin her bir kelimesinde tehlike barındırdığına emindim. Sesi oldukça güçlü ve kendinden emin çıkmasından bile belliydi bu Sait denen çocukta ters bir şeyler olduğu zaten.
''Ela korkuyorum.'' Alin'in yardım çığlıklarını duyuyordum ama tepki veremiyordum. Gökalp, bir an bize güven verici bir ifadeyle baktı ama o kadar kısa bir andı ki, göz yanılması sanmış bile olabilirdim. Ama içimdeki huzursuzluk nedense yerini sıcak bir güvene bırakmıştı.
''Bende, ama sakin olmamız lazım.'' Fısıltıyla konuşuyorduk, çünkü korktuğumuz anlaşılsın istemiyorduk.
''Siktirin gidin amina koyayım,'' dedi Sait bir hışımla kolumu bırakarak. Sertçe bıraktığı için canım acımıştı ve istemsizce yüzümü buruşturarak, kolumu sıvazladım. Alin de daha çok korkarak o da aynı şekilde kolumu sıvazladı. ''İyi misin?''
Yapmacık bir şekilde gülümsedim. ''İyiyim.''
Gökalp, Sait tam gidecekken kolundan tutup geriye çekti ve yüzüne hatrı sayılır bir yumruk geçirdiğinde ikimizde şok olmuştuk.
''O nasıl bırakmak lan orospu çocuğu! Bu elini dirseğinden kırayım mı şimdi senin?''
Sait, gittikçe öfkeleniyordu, resmen burnundan soluyordu bile denebilirdi. Sait'in yüzünden bir anlığına korku geçti ama hemen toparlandı. Büyük bir bozguna uğradığı da belliydi. ''Bırak Gökalp. Tamam, dedim. Kes şunu.''
Gökalp'in gözlerinden alevler çıkıyordu ve tek bir an bile gözünü kırpmadan Sait'in kolunu sıkmaya devam ediyordu. Dayanamayıp olaya el attım. ''Tamam bırak lütfen, iyiyiz biz.''
Sanki söylememi bekliyormuş gibi, Sait'in kolunu bıraktı ve Sait anında yanımızdan ayrılırken, Gökalp, kararmış gözleriyle ikimize baktı. ''Ne işiniz var burada?''
Kaşlarım anında çatılırken, ''Biz öğrenciyiz ve ödevimiz için-''
Gökalp'in yüzündeki ifade biraz da olsun yumuşamıştı. Hızlıca lafımı böldü. ''Tamam, burası tehlikeli. Bir daha gelmeyin, her zaman bende yanınızda olamam.''
''Biz...Biz ödevimiz için geldik. Keyfimizden değil.'' Cümlemin sonunda neredeyse oturup ağlayacaktım. Kısık çıkan sesime ben bile acımıştım. Alin ise dilini bağlamışlar gibi sadece bizi dinliyordu.
''Tamam işte, gelmeyin.'' Sesindeki ürkütücü ton bir anlığına kalbimi titretse de göz yaşlarımı zar zor tutup, cevap vermeden Alin'i de kolundan çekiştirip, yanından hışımla geçtim. Akşam saatleri olduğu için karanlık çökmüştü ama içimdeki korkuyu susturarak adımlarımı hızlandırdım.
Telefonumu alıp yeni zamanda indirdiğim taksi uygulamasından bir taksi çağırdım ve beklemeye koyulduk.
''Demin ne oldu öyle ya?'' Alin'in sorduğu soruyla biraz önce yaşadığımız andan çıktım. ''Başımıza bir iş gelmediğine dua etmeliyiz,'' diye cevap verdim.''
''Gökalp denen çocuk olmasaydı, ne yapardık? Valla ben bir an dilimi yutacaktım. Bir daha gitmeyelim olur mu?'' Başımı onaylar anlamda sallamıştım ama içimden bir ses yine yolumun oraya düşeceğinden emindi.
//
Değerli yorumlarınızı bekliyorum.
YOU ARE READING
Yılların Ardından
RomanceKızımızın Resim ödevi onu hiç gitmediği bir mahalleye sürükledi. Orada, yıllar önce kaybettiği çocuk yerine artık karanlık işlerle uğraşan serseri bir oğlan vardı. Her şey bıraktığı gibi miydi yoksa, bütün dünyası başına mı yıkılacaktı?
