Giriş

110 15 20
                                        

"Gölgenin ardında, ışığın bilmediği sırlar saklıdır; her adım bir geçit, her nefes bir sır."

Esen rüzgar, perdeyi hafifçe havalandırdı ve içeriye sızan güneş ışığı yüzüme dokundu. Güneş, bugün içimde ki huzursuzluğu yakıp yok edemiyordu. Oysa ki güneş; halkın, her şeyi arındırdığını düşündükleri bir şeydi. Avaren İmparatorluğu, güneşin ışığıyla kutsanmıştı. Halk için Güneş Tanrı'nın gözü, gölge ise lanetin eli sayılırdı.

Elimde ki fincanı masaya bırakırken, karşımda oturan güzeller güzeli kuzenim Mira'ya baktım. Benim kızıl saçlarımdan farklı olarak, onun dümdüz güneş gibi parlayan sarı saçları vardı ve görenleri her zaman hayran bırakırdı. Minik bedeniyle adeta masallarda anlatılan perileri anımsatırdı. Benim ondan tek farkım, biraz daha uzun olmamdı. Ah, ve de kişiliğim.

Camdan dışarıya, tanıdık ama aynı zaman da tanıdık olmayan, at arabalarının geçtiği, şık sokak lambalarının bulunduğu, yol üstünde duran pahalı mağazalarla dolu sokağa baktım.

Avaren İmparatorluğunun kalbi, Solaria'da yaşıyorduk ve Solaria, sadece bir şehir olmasına rağmen epey büyük bir başkentti. Biz, Solaria'nın merkezinde, kraliyet ailesine yakın bir yerde yaşarken amcamlar epey uzaktaydı. Ve onların yaşadığı yere gelmek, at arabasıyla hiç mola vermezsek iki gün sürüyordu. Kraliyet ailesine yakın yaşamak güzel bir şeydi, çoğu kişinin düşündüğü gibi. Annemin çok sevdiği balolar ve davetler her hafta yapılırdı. Ben de severdim ama bir süreden sonra insan sıkılmaya başlıyordu bu yaşantıdan. Şanslıydım ki, babam iki aylık bir tatil için beni buraya, amcamların yaşadığı semte getirmişti.

Bana inanmayacağını düşünsem de, sonunda konuya giriş yapabilecek cesareti toplamıştım. "Mira, buna inanmayacaksın ama.." cümlenin devamını söylemekte zorlanıyordum. Çünkü asla inanmayacağını biliyordum, ben bile inanamıyordum yaptığım şeye. "Ben ruh yürüyüşü yapıyorum."

Mira'nın, dudaklarına fincanı götürdüğü eli duraksadı. Gök mavisi gözlerini bana dikti inanamayarak. Tabi ki inanmazdı, bunu tahmin etmiştim zaten. Ne de olsa ruh yürüyüşü, masallarda anlatılan efsanevi bir şeydi. Uyurken ruhun bedenden ayrılıp dolaşmasına kim inanırdı ki? Çocukken inanıyordum bende diğer çocuklar gibi. Ve inanmayı hiç bir zaman bırakmamıştım.

Mira, fincanı masaya bırakırken ufak bir kahkaha attı. "Ne? Ruh yürüyüşü mü?" Gülerken başını iki yana salladı ve sarı saçları, bunun etkisiyle hafifçe sallandı. Elini kaldırıp, saçını kulaklarının arkasına aldı hızlıca. "Güneş aşkına, Alira, ne saçmalıyorsun?"

Biliyordum. İnanmayacağını biliyordum. Yine de böyle dalga geçmesi.. beni üzmüştü. Ellerimi masaya koydum ve ona doğru eğildim. "Ciddiyim, Mira. Gerçekten yapıyorum." Bana hâlâ gülerek bakıyordu. Onu inandırmak kolay olmayacaktı. "Tamam, isteyerek yapmadım ama uyandığımda ruhum bedenimden ayrılmıştı ve gerçekten tuhaf bir deneyim. Nasıl anlatacağımı bende bilmiyorum."

Bu, iki hafta önce olmuştu. İlk gün, neler olduğunu anlamamıştım. Vücudum maddesel dünyadan farklı olarak, biraz şeffafımsı duruyordu ve gümüş renginde bir ışıltı yayıyordu. Bunu dikkatli bakınca fark etmiştim, çok belli değildi çünkü. Ama en başta sadece bir rüya olduğunu düşünmüştüm. Bu yüzden ev de boş boş dolanmış ve hatta sabaha doğru bahçeye bile çıkmıştım. At çiftliğimize gittiğimde, bir kaç at dönüp bana bakar gibi olmuştu ve aptal gibi ciddiye almamıştım. Ama ikinci ve üçüncü gün de aynısı yaşandığında ve rüya olmasına rağmen, ufakta olsa bazı şeyleri etkileyebildiğimi fark ettiğimde bunun sadece bir rüya olmadığını anlamıştım.

SOLARİA'NIN GÖLGESİ Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora