GİRİŞ

6 2 8
                                        






Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.




















Mor leylaklar




Beni daima kalbinin kapısında bekleten ve onu boşvermemi bekleyen,
kısık gözlü çocuğa.... Senin sevenin çok!





GİRİŞ

Küçük gözlerini kapıdan dışarıya dikti adam. Camdan yansıyan görüntü eskiden olduğundan daha karanlık ve kasvetliydi. Dışarıdan gelen çığlık seslerini gayet net duyuyordu. Buna aldırmadan önüne döndü. İnce ve uzun parmaklarıyla, önünde duran kahve bardağını kavradı. Hafiften soğumak üzere olan kahveyi tek çırpıda başından dikti. Gözleri yorgunluktan deli gibi ağrıyordu. Üstelik uykusuzluk inanılmaz kafasını ağrıtıyordu. Elini gür siyah saçlarının arasına dolayıp, saçlarını karıştırdı. Boynunun arkasına daha yeni yaptırdığı dövmesini okşadı sonra. Derin bir nefes verdi ve artık kalkması gerekiyordu. Onun ismini haykıran insanların sesleri kulaklarına iliştikçe gerildiğini hissediyordu. Hızla ayağa kalkı. Sandalyeye taktığı ceketini üzerine geçirdiği gibi kapıya yürüdü. Koruması onun için hesabı ödemeye gittiği an yeniden derin bir nefes aldı. Tarık daha önce hiç gelmediği bu yerde yalnızca tek bir kahve içip evine dönmeyi planlıyordu. Uzun zamandır kestirmediği saçları ensesine uzanıyor ve dövmesini kapatıyordu. Alnının iki yanına dökülen saçlarını elleriyle geriye doğru attı ve yürüdü.

Kapıdan adımladığı an sesler daha da net duyulur hale gelmişti. Adam bu sesi seviyordu. Bu sesler onu gerçekten sevdiğine inandığı kişilerin sesiydi ve asla onu terk etmezlerdi. En azından onlar tarafından terk edilmek bu kadar yakmazdı canını. Hiç umursamadan hayranlarının arasına attı kendini, Kolundan tutmuş onu çekiştiren koruması ve onu görür görmez ismini daha çok haykıranlar alışık olduğu bir durumdu. Ama bu acı; işte ona kesinlikle alışık değildi.


Sonunda zar zor aracına bindi Tarık. Sesleri hala duyuyordu ama net sayılmazdı. Onun hemen ardından, şoför koltuğuna geçen korumasına baktı. Gözlerinin yorgunluğu koruması tarafından da fark ediliyordu. Dudaklarını aynı yorgunlukla oynattı Tarık. Gitmek istediği yer belliydi. Koruması Başıyla onayladı. Tarık'ın yorgunluktan çökmüş yüzüne baktı. Anlam veremiyordu bir türlü neden Tarık’ın hergün mutlaka o eve gittiğine pes etmiyor hergün gidiyordu.  İtiraaz etmeden çalıştırdı adam arabayı.

işte gelmişti o yere. Tüm güzel şeylerin başladığı, sonradan bütün umutlarının bir zelzele misali yıkıldığı eve.  Altında kalmıştı Tarık Mutluluğun. Bu kadar güzel olmasının zaten başlı başına sorun olduğunu, tahmin etmeliydi. ama edememişti. Belki de kör olmuştu. Bir çift göz; onu hem kör hemde sarhoş etmişti. Üstelik daha çok gençti. Gençliğinin elinden alındığını hissediyordu ve bu hiç iyi değildi. Uzunca bir baktı önünde duran, tamamı ahşaptan yapılmış eski ama görkemli eve. Tahta kapısına yanaştı. Buraya ilk geldiğinde nasılsa hala öleydi. Üzerindeki boyası sökülmüş, her yeri toz kaplamıştı. Uzun zamandır kimsenin gelmediği çok belli oluyordu. Elindeki beyaz gülleri kapının önüne bıraktı. Dün getirdiği güller burada değildi belki de çocuklar almıştı.
Tarık burada etrafa saçılan umutlarını, hayal kırıklığını toplamaya gelmişti.  Derin bir iç geçirdi bilmem kaçıncı kez. Ağlamak istiyordu. Kapının tam önüne otursa, ve hıçkıra hıçkıra ağlasa biri gelirde ne yaptığını sorarmıydı. Sorarsa şayet anlatırdı neden böyle ağladığını. Çünkü içinde tutmaktan sıkılmıştı ve artık gücü kalmamıştı bu eziyeti çekmeye.......  “Canım yanıyor”  Dedi onu izleyen korumasına. Kendisi de bunu söylemeyi beklemiyordu ama çıkmıştı birden sözcükler kavisli dudaklarından. Evet canı yanıyordu ve sebebi belliydi........




Mor leylaklarWhere stories live. Discover now