Bu hikâye benim ilk adımım.
Kelimelerim bazen eksik, cümlelerim kusurlu olabilir.
Ama hepsi içimden geldiği gibi yazıldı.
Hatalarım olursa affedin;
her karakter biraz ben, biraz sizsiniz.
————-
Bazı insanlar gerçeği gizlemek için konuşur,
bazıları ise susarak anlatır.
Ben ikincisiyim.
————-
Giriş
Sabahları hep aynı saatte uyanırım.
Saat yedi, altı geçe.
Ne eksik ne fazla.
Bir alışkanlık gibi değil de, sanki yıllardır içime kazınmış bir refleks gibi.
Ev sessizdir.
Sanki duvarlar bile nefes almaktan korkar.
Mutfakta babamın kahve makinesi çalışır.
Tık.
Bir damla kahve düşer, ardından bir diğeri.
O kadar ritmik ki, bazen kalp atışıyla karıştırırım.
Bu evde her şey düzenlidir; tabaklar, bardaklar, kelimeler, sessizlikler.
Sadece ben o düzene ait değilim.
Annemin öldüğü gün, babam "yaşam devam ediyor" demişti.
Sekiz yaşındaydım.
O gün neye üzülmem gerektiğini bile anlayamamıştım.
Yalnızca onun gözlerindeki sakinliği hatırlıyorum.
Birinin öldüğü bir evde, o kadar sakin kalabilmek...
İşte o sakinlik, yıllarca içime yerleşti.
Ben Mira Elen Durukan
Şimdi yirmi yaşındayım.
Tıp fakültesinin üçüncü sınıfındayım.
İnsan bedeninin bütün sırlarını öğreniyorum ama...
kendi ailemin sırrını hâlâ bilmiyorum.
Bazı geceler uykuyla uyanıklık arasında bir yerde kalırım.
Koridordan babamın ayak seslerini duyarım.
Adımlarını hep sayarım.
Altı adım sonra durur, sonra odasına döner.
Hiç şaşmaz.
Hiç tereddüt etmez.
Benim babam hata yapmaz.
Ama hata yapmayan bir insanın neden bu kadar sessiz olduğunu kimse sormaz.
O sabah da farklı değildi.
Kahve kokusu mutfağı doldurmuştu.
Tabağıma dokunmadan önce babamı izledim.
Her hareketi ölçülüydü; bıçağı tutuşu, gazetesini katlayışı, hatta nefes alışları bile.
Sanki hata yaparsa dünya duracakmış gibi davranıyordu.
"İzin aldım bugün," dedi. Doktordu
Sesi her zamanki gibi sakindi.
"Birlikte kahvaltı yapmayalı uzun zaman oldu."
Gülümsedim.
Ama o gülümsemenin içinde bir tereddüt vardı.
Çünkü babamın "birlikte vakit geçirmek" istemesi, hiç alışık olduğum bir şey değildi.
Onunla aynı masada oturmak bile bazen diken üstünde yürümek gibiydi.
Masaya oturduğumda, her şey yerli yerindeydi.
Ekmek dilimleri eşit, tabaklar tam hizasında, çatal ve bıçak aynı hizada.
Bazen düşünürdüm; bu evde kusursuzluk bir yaşam biçimi değil, bir zorunluluktu.
"Okul nasıl gidiyor?" diye sordu.
"Yoğun," dedim.
Cevabım kısa, onunki kadar mesafeliydi.
Bir süre sessizlik oldu.
Kahve makinesinden gelen son damla sesi o sessizliği deldi.
Tık.
Babam, gazetesinden başını kaldırmadan,
"Bugün hastaneye uğrayacağım. Akşam biraz geç dönebilirim,"
dedi.
Başımı salladım.
Artık şaşırmıyordum.
Kahvaltı bittiğinde, o işine gitti.
Ev yeniden sessizliğe gömüldü.
Bir süre öylece oturdum.
Masada yarım kalmış kahve kokusu, bir de içimi saran anlamsız bir boşluk kaldı.
Sonra kalkıp bulaşıkları toplamaya başladım.
Tabakların birbirine değdiğinde çıkardığı ses, evin sessizliğini delip geçen tek şeydi.
Lavabonun başında suyu açtım.
Su, ellerimden akarken zihnim boşaldı.
Düşünmek istemediğim şeyleri düşünmemek için hep bir şeylerle uğraşırdım.
Bazen bulaşık, bazen kitap, bazen sadece sessizlik.
ESTÁS LEYENDO
SAFRA
Chick-LitDışarıdan mükemmel bir aile, içeriden çürüyen bir gerçek. Mira Elen Durukan, ülkenin en tanınmış cerrahının kızı. Ama bir gün, "temiz eller"in ardında kan olduğunu fark eder. Annesinin ölümü bir kaza değilse... Gerçeği öğrenmenin bedeli, kimliğini k...
