1'

24 3 26
                                        

KALECİ EKSİK

4 yıl önce

Bacaklarını birbirine sımsıkı bastırmış, elindeki şişeyi sallıyordu. Gözleri karşısındaki kapıdaydı. Birkaç dakika sonra eline bir kalem alacak, kağıtlara imza atacak, yalandan gülümseyecek ve içindeki gurura sığınacaktı. Antrenörünün az ileride gururlu bakışlarla onu süzdüğünü, kendi kendine mırıldandığını duydu. "O kağıda imza attığın an en iyi oyuncumuz olacaksın."

En iyisi olmak istemiyordu, saygı görmek istiyordu. Yıllardır emek verdiği bu yolda takdir görmek istiyordu.

Kapı açıldı, içeriden yaşıtı sayılabilecek bir genç çıktı. Yoongi'ye göz kırparak sıranın kendisinde olduğunu belirtti. Yoongi ayağa kalktı, ceketini ilikleyerek kapıya ilerledi. Hemen arkasından gelen antrenörü ile içeri girdi. Bacakları titreyerek onun için çekilen sandalyeye usulca oturdu.

Hayatının en önemli imzasını atmak için kalemi eline aldı. Kağıtlara uzun uzun baktı.  Karşısında patlayan flaşlara güçlükle bakarak kalemi kağıdın üzerinde gezdirdi.

"Kaleciye ihtiyacımız var, sen olsan ölür müsün?"

"Aptal, ben ne anlarım futboldan, kaleden?" Ellerini sarı saçlarından bir hışımla geçirdi. Arkadaşının her söylediğine cevabı netti ama bu sefer gerçekten çok ısrarcıydı.

Oturduğu sandalyeyi geri iterek ayaklandı. Eşofmanının ipleriyle oynadı, ayaklarını sallayarak odanın içinde dolandı. "Neden ısrar ettiğini anlamış değilim. Yıllardır seninle top peşinde koşan arkadaşların var. Elbet biri kaleci olur."

Kalktığı sandalyeye yeniden oturdu. Bir bacağını kaldırıp dizini masaya yasladı. "Sen farkında değilsin ama reflekslerin çok kuvvetli. Bir - iki top tutarsın işte." Jimin oflayarak başını arkadaşına çevirdi. "Tanışman gereken biri var hem." Başını birden çevirdi. "Kim?"

"Sana anlattığım çocuk işte."

"Bana anlattığın çocuğun adını bile söylemedin, Jeon." Adını söylemeden hakkındaki tüm detayları vermişti. Fakat Jimin kim olduğunu henüz bilmiyordu. Arkadaşını bu kadar mala çeviren kişiyi merak ediyordu. Zaten Jungkook hep aynı şeyi, onu ne kadar sevdiğini, anlatıyordu. "Gidince her şeyi öğrenirsin. Lütfen gel." Israrlarına dayanamıyordu. Futboldan hiç anlamazdı ama bir kez denemekten zarar gelmez diye düşündü içinden. Bacağını indirdi, masaya dirseğini bastırdı. "Beni yensersen gelirim." Bilek güreşinde şimdiye kadar Jungkook'tan daha iyisini görmemişti. Arkadaşının elini tuttu, var gücüyle meydan okurken o rahat rahat ikisinin ellerine bakıyordu. Jimin, zaten yenileceğini bilerek daha fazla üstelemedi ve elinin arkasını masayla buluşturdu. "Yenileceğini bile bile şunu yapman..." Jimin ters bir bakış attı. "Dirseğim kaydı."

"Hep aynı bahane." Yanağını sıkmak için uzanırken elini tersiyle kolunu itti. "Yanaklarım sündü senin yüzünden, köpek. Dokunma bana."

"Arkadaşa öyle denmez."

"İt."

Jungkook, şaşkın bakışlarla arkasında kaldı. Jimin hızlıca odasına gitti. Kapıyı kapattı, dolaba yaklaşırken ne giymesi gerektiğini düşündü. Sürgülü kapağı bir o yana bir bu yana kaydırdı ama ne uygun eşofman, ne şort, ne de doğru düzgün bir tişört bulabilmişti. En sonunda alt çekmeceyi açtı. Annesinin aldığı FC Pohang Steelers formasını çıkardı. Futbola ilgisi yoktu, takım tutmazdı ama annesi kendi hayranlığını oğluna aşılamakta kararlı gibiydi. Etiketindeki kocaman 'LEE MİNJU' yazısını inceledi. 40 yaşına gelmiş bir adamı neden futbolun gözdesi olarak gördüklerini anlamış değildi.

Tişörtünü çıkarıp formayı üstüne geçirdi. Şortu giymek konusunda pek emin değildi ama takımı bozulmasın diye pijama altını yatağa fırlatıp şortu bacaklarından geçirdi.

"Bu kadar adamın içinde kaleci yok mu cidden?"

"Zaten 19 kişiyiz Jimin. Sen olmazsan takımlar adil olmaz." Jimin etrafına bakındı. Halı sahaya biraz uzakta olsalar bile kalabalık oldukları belliydi. 10'a 10 yapacakları maçı bir kişi eksik yapsalar ne olurdu? "Refleks diye ikna ettin, yapamazsam seni gol diye ağlara şutlarım, Jeon."

Kapalı sahanın içine girdiklerinde Jimin'in gözüne takılan kişiyle Jungkook olduğu yerde mıhlandı. İkisine yaklaşan uzun boylu adam Jungkook'un sendelemesine neden oldu. Adam tam önlerinde durduğunda Jungkook'a gülümsedi. Çekinerek karşılık verdiğinde Jimin her şeyin farkına varmıştı. Arkadaşını bu hale getiren 'makine' bu muydu? Jungkook, ona makine demekte haklıydı. Bu kaslar normal değildi.

"Kaleci mi?" Diyerek Jimin'i işaret etti. Jungkook başıyla onayladığında gülümsedi.  "Bizim takıma mı alıyoruz? Ben diğerlerine bu elemanı kaptırmam, diyeyim." Jungkook gururla ellerini beline koydu. "Benim bulduğum her eleman sağlam olur."

Adam eğilip Jungkook'un başının tepesini öptüğünde Jungkook çoktan kıpkırmızı olmuştu. "Ben takımı toplayıp geliyorum." Adam uzaklaşırken Jungkook Jimin'in kollarına yıkıldı. Jimin onu tutmak için öne atıldı, arkadaşını yavaşça yere uzattı. "Kalp masajı bilmiyorum, sakın ölme." Yanaklarına hafifçe vurdu. "Adı ne bu adamın?"

Jungkook yerden destek alarak oturur pozisyona geldi. "Taehyung, Kim Taehyung." Gözleri fal taşı gibi açıldı. Arkadaşının yüzüne baktı, tekrar uzaktaki adama baktı. "Futbolcu olan Taehyung değil mi?" Arkadaşı başını salladığında yüzünü arkaya çevirdi. "Benim sakarlığımı görürlerse seni de atarlar. Ben kalecilik yapamam."

Jungkook, kaçmaması için kolunu tuttu. "Jungkook! Bir kere düzgün birini getir amına koyayım. Uzun birini bulamadın mı?" Kendilerine yaklaşan başka uzun boylu bir adamın sesiyle ikisi de başını çevirdi. "Çok biliyorsan sen geç kaleye, hyung."

•••••

Hiç emin olmadığım bir bölüm.

Goalkeeper is missingWhere stories live. Discover now