"Bazı insanlar karanlıkta kaybolur.
Ben ise orada doğdum."
Gece Seul'ün üzerine çökmüştü. Yağmur damlaları, şehrin ışıklarını kırarak kaldırım taşlarına vuruyordu. Her damla bir anıydı; her gölge bir sır.
Başkomiser Han Jisung, elleri cebinde olay yerine doğru yürüdü. Siren sesleri uzaktan yankılanıyor, kırmızı ışıklar gri duvarlara vurup yansıyordu.
Bir cinayet daha.
Son bir ayda beşinci.
Jisung'un gözleri alışkanlıkla kalabalığın arasından süzüldü. Polis memurları, olay yeri inceleme ekibi, gazeteciler... herkes görevindeydi.
Ama o, hepsinden farklıydı.
O sadece cesede değil, sessizliğe de bakardı.
Çünkü bazen sessizlik, bağırmaktan daha fazla şey söylerdi.
Kurbanın bedenine yaklaştı.
Genç bir adamdı. Sol bileğinde üç ince çizgi... kanla değil, bıçakla kazınmıştı.
Tam ortasında küçük bir kedi tüyü.
Bir imza gibi.
Bir oyun gibi.
"Yine aynı işaret."
Changbin'in sesi yağmurun gürültüsünü deldi.
"Ve hiçbir tanık yok. Kamera kayıtları kesilmiş."
Jisung eğilip detaylara baktı. Her cinayette aynı soğukkanlılık, aynı düzen, aynı... dikkat.
Bu bir öfke değil, bir mesajdı.
Ve o mesaj, doğrudan kendisine yazılmıştı.
Cebinden eski bir not çıkardı. Kâğıt buruşmuş, kenarları nemden kararmıştı.
Üzerinde siyah kalemle yazılmış iki kelime vardı:
"Catch me."
Bu notu ilk kez dört yıl önce almıştı.
O zaman da bir cinayet vardı.
O zaman da kan vardı.
Ve o zaman da zanlı, Lee Minho adında biri olmuştu.
Ama Minho hiçbir zaman yakalanmamıştı.
Kayıtlarda kaybolmuş, dosyalar arasında bir hayal gibi silinmişti.
Yine de Jisung, o yüzü unutmamıştı.
Sessiz bir gülümseme, sakince bakan gri gözler.
Bir katilin değil, anlayan birinin bakışıydı o.
"Başkomiserim?"
Felix'in sesi düşüncelerini böldü. Elinde küçük bir plastik torba tutuyordu.
"Bu, cesedin hemen yanında bulundu."
Torbanın içindeki nesneye baktı.
Küçük bir gümüş anahtar. Üzerinde kazınmış bir harf: H.
"Harfi H... Han?"
Changbin şaşkınlıkla baktı.
"Size bir mesaj olabilir."
Jisung'ın bakışları dondu.
Eğer bu anahtar gerçekten onun içinse... bu, Minho'nun sadece cinayet işlemediği, onunla bir oyun oynadığı anlamına geliyordu.
Ve o oyun şimdi yeniden başlamıştı.
---
Sabah olduğunda ofisin camlarından içeri solgun ışık sızıyordu.
Ekip sessizdi.
Masalarda kahve kupaları, yorgun raporlar, göz altı morlukları...
Herkes susuyordu, ama herkes aynı şeyi düşünüyordu:
Bu dava farklıydı.
"Verileri topladınız mı?" dedi Jisung, dosyaları karıştırırken.
Chan bilgisayarın başından konuştu:
"Beş kurbanın hepsi farklı yaşta, farklı mesleklerde. Ama hepsi aynı semtte yaşıyordu. Kameralar her seferinde bozulmuş, sinyaller kesilmiş. Bu biri tarafından planlı olarak yapılıyor."
"Yani zeki biri."
Seungmin notlarını çevirdi.
"Ve iz bırakmaktan korkmuyor."
Jisung derin bir nefes aldı.
"Hayır... o iz bırakmak istiyor."
Herkes başını çevirdi.
"Bize bir şey anlatıyor. Belki kurbanlar değil, kelimeler önemli."
"'Catch me.'" dedi Felix sessizce.
"Evet," diye onayladı Jisung. "Ve bu sefer ek olarak 'Remember' yazmış."
Ofis sessizleşti.
Yağmur sesi yeniden başlamıştı.
Dışarıda gri gökyüzü, içeride yanıp sönen beyaz floresan lambalar...
Bir an için zaman durmuş gibiydi.
"Başkomiserim..." dedi Chan.
"Eğer bu gerçekten aynı adam ise - neden dört yıl sonra yeniden ortaya çıktı?"
Jisung gözlerini kapattı.
Cevabı biliyor gibiydi.
Ama kelimelere dökmek istemedi.
