Kötü haber

602 15 3
                                        

Çisem anlatıyor...

Odamda oturuyordum. Pencerenin önündeki eski sandalyeye çökmüş, ellerimle dizlerimi sıkıca kavramıştım. Günlerdir babamın bana bakışındaki o tuhaflığı hissediyordum ama üstüne gitmemiştim. Zaten ne zaman konuşmaya kalksam, duvara konuşuyormuşum gibi hissediyordum. Annem öldükten sonra evde sessizlik diye bir şey kalmamıştı; onun yerini bağırışlar, suçlamalar ve değersiz hissettirilmeler almıştı.
Bugünse, içimde bir gariplik vardı. Sanki kötü bir şey olacakmış gibi…

Gözüm masamın üzerindeki tıbbi notlara ilişti. Hastanede bıraktığım dosyalar aklıma geldi. Asistan doktor olarak çalıştığım o yoğun bölüm bile, şu anki sessizlikten daha rahattı. En azından orada kalbim değil, sadece hastalarımın hayatı tehlikedeydi.
Ama şimdi… şu anda, kendi hayatım tehlikedeydi — hissediyordum.

Birden, odanın kapısı öyle bir açıldı ki, duvara çarparken çıkan ses içime saplandı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Başımı kaldırdığımda, karşımda duran adamı gördüm.
Uzun boylu, sert bakışlı, üzerinde siyah bir deri ceket vardı. Kapının eşiğinde duruyordu ama varlığı odanın havasını tamamen değiştirmişti.

Birkaç saniye boyunca sadece baktım. Gözleri buz gibiydi, ama aynı zamanda içinde bir öfke kıvılcımı vardı.
“Sen Çisem misin?” dedi.
Sesi ağırdı. Tınısı, emir vermeye alışmış birinin sesiydi.

Yutkundum. “Evet…” diyebildim sadece.
Kelimeler ağzımdan çıktığında bile inanamadım. Bu adam kimdi? Neden buradaydı?

O ileriye doğru iki adım attı. Ayak sesleri bile otorite kokuyordu.
“Babanla konuştum,” dedi. “Yarın benimle geliyorsun.”

Bir an beynim durdu. “Ne?” dedim. “Ne demek benimle geliyorsun? Kimsiniz siz?”
Sanki sorularım havada buharlaşıyordu. O, hiçbirini ciddiye almadan soğuk bir şekilde devam etti:
“İsmim Baran. Bundan sonra kim olduğumun senin için bir önemi olmayacak.”

Baran.
Adını söylerken bile bir tehdit gibiydi.

Ayağa kalktım, ama dizlerim titriyordu.
“Babam… babam mı gönderdi sizi?” dedim, sesim çatallandı.
Baran’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi, ama bu gülümseme insana güven değil, korku veriyordu.
“Evet,” dedi. “O artık seninle işini bitirdi. Benimle başladı.”

Bir adım daha attı bana doğru. Nefesim kesildi.
Kalbim göğsümde çarpıyor, nefes almak bile zor geliyordu.
“Hazırlan,” dedi. “Sabah yola çıkıyoruz. Burada geçireceğin son gece bu.”

Kelimeleri ağır ağır, sanki her biri kafama çivi gibi çakılıyordu.
Bir şey söylemek istedim ama dilim dönmedi.
Sadece baktım ona.
O ise bana değil, sanki kaderime bakıyordu.

Arkasını döndü, kapıya doğru yürüdü. Tam çıkarken başını hafifçe çevirdi:
“Ben yalanı sevmem, Çisem. Bunu aklında tut.”

Sonra kapıyı çarpıp gitti.

Odada kalan tek şey, kalp atışlarım ve içimdeki korkuydu.
Yarın ne olacağını bilmiyordum ama bir şeyden emindim: hayatım artık benim değildi.

O gece…
Ağlamamak için kendimi ne kadar zorladıysam, gözyaşlarım o kadar inatla yanaklarımdan süzüldü. Sanki içimde yıllardır biriken her şey, o gece kendine bir çıkış yolu bulmuştu. Annemin eksikliği, babamın sevgisizliği, hiç kimseye güvenemeyişim… hepsi bir anda üzerime çökmüştü.

Bahtsız gelin 18+Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora