Ayça şirket binasında otururken menajerinin patronun onu beklediğini söylemesiyle ayaklanmıştı.
Son zamanlarda çok şey yaşanıyordu ve kendisi bile yetişemiyordu bu duruma. Adımlarını hızlandırıp adamın odasına geldiğinde kapıyı tıklatmış, odaya girmişti.
Girmemiş olmayı dilerdi.
Tolga'nın karşısında oturan kızı gördüğünde odaya girmektense ölmeyi dilerdi.
Ne yapacağını bilemezken konuştu geniş masanın diğer tarafında oturan adam.
"Ayça, bu Zeynep. Önümüzdeki bir sene boyunca koruman olacak."
Ayça yutkunduğunda siyahlıyla göz göze gelmişti, ikisi de şaşkınlıklarını gizleyemezken itiraz edemediler.
Zeynep'in paraya ihtiyacı vardı, Ayça da... öyle işte. Edemezdi.
İkisi de sözleşmenin altına imzalarını atıp odadan ayrıldıklarında kapının önünde bekleyen Mina'yla karşılaştılar.
"Ayça, bugün programın yoğun. Zeynep sana sahneye kadar eşlik edecek."
Mina dikdörtgen çerçeveli gözlüklerini çıkarmış, gömleğinin yakasına asarken konuşmuştu. Sözü bittiğinde Zeynep yanındaki sarışını süzdü uzunca.
"Yürü madem."
Ayça sinirlense de sesini çıkarmadan yürümeye başladı. Emir verilmesinden hoşlanmazdı ve bunu en iyi bilen kişi oydu, bilerek yaptığına emindi. Yürürken peşinden gelen Zeynep, Ayça'nın kulağına eğildi usulca.
"Merak etme, çalmam çok değerli şarkılarını."
Fısıldayarak söylediğinde buz kadar soğuk gülümsemesi içinin titremesine neden olmuştu. Ama şu an takılması gereken nokta bu değildi, düşüncelerini bir kenara bırakıp göz ucuyla kahküllüye baktı.
"Hala mı?"
Zeynep omuz silkti.
"Unutmam gereken şeyler var, ama henüz unutmak için fazla erken."
Ayça bir şey demeden dişlerini sıkmış, ona ayak uydurmaktansa görmezden gelmeyi tercih edip sahneye yürümüştü. Zeynep arkasından bakarken gözlerinde sadece kızgınlık, belki biraz da kırgınlık vardı.
Ayça'yı sahnede görmek onu öfkelendiriyordu.
Yıllar sonra kıvırcıkla böyle bir yerde karşılaşması yetmiyormuş gibi bir de konumuna katlanmak zorundaydı.
Şarkıcıymış... gözlerinde bir sahtekârdan başka bir şey değildi.
-
Ayça sahneye çıktığında kulis tarafında, sahneye en hızlı ulaşabileceği noktada kollarını bağlamış dikiliyordu Zeynep. Sahnenin parlak ışıkları yüzüne vururken herkesin dikkatini çeken kıvırcığa bakıyordu sakince.
Ama yalnızca dışarıdan sakin gözüküyordu.
İçi öfke doluydu. Aynı düşünceler defalarca aklında dolanıp duruyor, canını acıtıyordu. Ayça'ya bakmak ona sönmüş, kırgın hevesini hatırlatmaktan başka bir şey yapamazdı.
Hala aynıydı... aynı ses, aynı gülüş. Her zaman parlayan yıldızın o olduğunu düşünmeden duramadı mavi tutamları rüzgarın esintisinde savrulurken.
Ayça'yı görmek ona çok şey hissettiriyordu. Öfke, kıskançlık, kırgınlık... bu kadar şey yaşanmışken onu korumak zorunda olmak zordu.
"Geçmişte kaldı, işine bak..."
Kendine gelmek için kimsenin duyamayacağı şekilde fısıldadı Zeynep. Bir an önce kurtulmak istiyordu sarışının sesinden, ama suskunluğunda bile kafasının çınlamaya devam ediyordu.
Geçmiş ayağına dolanmış zincirden farksızdı ve kader onu her seferinde o zincire takılıp yeniden düşmeye mecbur bırakıyordu.
-
flashback koyduğumda ne olduğunu daha iyi anlayacaksınız🙏🙏
bölüm hiç içime sinmedi☹️
