Bölüm 1

179 7 43
                                        


{ Eudokia: anlamı "Hoş koku, güzel armağan" }

{ Nikandros: anlamı "Zaferin adamı." }

Güneş, Bizans kalesinin taş duvarlarını aydınlatırken, başkent yine sessiz bir gerginlik içindeydi. Komutan, dışarıdan henüz fark edilmeyen tehlikeyi önlemek için küçük yaşlardan beri eğitim almış ve her manevrada zekâsını göstermiş Nikandros'u çağırmıştı. Yol üstünde, görevinin ağırlığını hissetmişti; bir pusuya uğramış, askerleriyle kanlı bir çarpışma vermişti. Kaleye vardığında ilk iş olarak komutana haber verdi, ardından yaralı askerlerinin yanına döndü; çünkü Nikandros, bilinen kötü Bizanslılardan değildi, yaralılarıyla ilgilenmek onun için bir görevden çok bir vicdan meselesiydi. O sırada merdivenlerden inen Eudokia, kalenin bahçesinde yaralı askerlerine bakan bu genç savaşçıyı fark etti. Eudokia'nın merakını cezbetmişti bu genç adam. Yanındaki yardımcıya, "Bu kim?" diye fısıldadı; ama o da bu genç savaşçının kim olduğunu bilmediğinden bir yanıt veremedi...

Eudokia, bu uzun boylu, dik duruşlu ve her hareketinde soğukkanlı bilgelik olan bu adamı izlerken bulmuştu kendini. Bir an için nefesi kesilir gibi oldu ama hemen kendini topladı; yanındaki yardımcılarıyla beraber hareketlendi adımlarını hızlandırdı. Yine de zihninden silinmesi imkânsızdı; gözlerinde beliren o kararlı ifade, yaralı askerlerine gösterdiği şefkat ve disiplin, Eudokia'nın aklında yer etmişti. Öğrenmek istiyordu: Bu genç savaşçı kimdi?

Eudokia, aklındaki gençle kendine verilen görevi yerine getirdiğini bildirmek üzere Bizans komutanı Dimitrios'un yanına ilerledi. Başkentten uzakta geçen yılların ardından bir yıl öncesine kadar dönmüştü, Bizans topraklarına; ( babası onu 3-4 yaşlarında savaşların acımazlığı karşısında koruyamayacağı korkusuyla daha huzurlu bir ortamda büyümesi için onu Bizans topraklarında uzağa göndermişti. Eudokia'nın babası Bizans komutanın çok sevdiği askerlerinden biridir.)Ancak son zamanlarda yaşanan iç karışıklıklar ve imparatorluğun güvensizliği nedeniyle babası onu tekrar yanına çağırmıştı.

Eudokia, güçlü iletişim becerileri sayesinde kaledeki ve halk arasındaki dedikoduları önlemede, insanları sakinleştirmede dikkat çekmişti. Bu yetenekleriyle kaledeki önemli görevlerin kendisine verilemesi şaşırtıcı değildi. Kalede ilerlerken, her adımında hem kararlılığını hem de zarif duruşunu yansıtarak Dimitrios'un yanına vardı. Hafif eğilerek selamı verdikten sonra " Söyleşim olduğunuz Bizans halkıyla görüşmeyi sağladım efendim bir sorun kalmadı." diyerek bir görevi daha başarıyla tamamlamış olmanın gururuyla parladı gözleri.

Dimitrios gururla Eudokia'ya baktı. Halk, son çıkan ayaklanmalarda neredeyse isyan eşiğine gelmişken, o zarif kız sayesinde büyük bir tehlike önlenmişti. Dışarıdan bakıldığında ince bilekleri, kılıcı eline alsa ağırlığında bileği burkulacak gibi görünüyordu; ama bir kez kılıcını kuşandığında, herkesi şaşırtacak kadar ustaca ve kararlıydı. Ancak Eudokia kılıcı kuşanmayı pek sevmezdi; çoğu zaman kan yerine sözleriyle işleri hallederdi. Bu zarafet, halk tarafından onu daha da sevilir kılıyor, kalede de herkesin saygısını kazanmasına neden oluyordu.

Dimitrios derin bir nefes alarak, "Tanrının armağanı, yine krallığımız için çok büyük bir iyilik yaptın, Eudokia. Şimdilik istirahat edebilirsin. Akşama önemli bir görevin olacak. "

Eudokia, Dimitrios'un sözleri üzerine başını hafifçe eğerek selam verdi, komutanın huzurundan ayrılmak için birkaç adım attı. Fakat aklından yer etmiş olan sahne: genç askerin yaralılarıyla ilgilenirken yüzündeki ciddiyet, ellerindeki şefkat. Kalbinin ritmi hızlanır gibi oldu. Merakına yenik düşmüştü. Komutanın huzurundan ayrılmak için kapıya varmıştı ki, birden durdu. Yavaşça geri dönüp Komutan Dimitrios'a baktı. Gözleri derin bir kararlılıkla parlıyordu. "Efendim," dedi, sesini olduğundan daha dingin tutmaya çalışarak, "bahçede bir asker vardı. Yanınıza gelirken gördüm... Daha önce hiç görmemiştim onu. Kimdir o?"

Surların ArdındaStories to obsess over. Discover now