Güncelleme olarak buradan yazmak istedim. Öncelikle herkese teşekkür ederim, kitaplarımı buradan paylaşmak benim için oldukça çetrefilliydi çünkü bu konuda mükemmelliyetçiliğimden dolayı hep zorlanıyorum. Yazmak benim parçam ve elimden geldiği gibi çalışmaktayım. Sayenizde kitabımın okunması bana mutluluk veriyor. Bu macerada beraberiz çünkü her karakterin gelişiminde bizlere ait parçalar bulacaksınız...
Hoş geldiniz...
...
Gün ışığının ince beyaz tül perdenin arasından, perdenin tam önünde bulunan krem rengi masaya yansımasıyla gözlerini kıstı.
Hafif meltemle saçları uçuştu yavaşça. Uzandığı koltuğun tam yanında, yerde narin beyaz yapraklarının bir kısmı kopmuş bir çiçek yatıyordu. Onu eline alıp kaldırmak için kıpırdamaya çalıştı ama hareketsizce yatmaktan başka yapabileceği hiçbir şey yoktu.
İçine işleyen sızıyla iç çekerek gözlerini yumdu.
"Bir çiçeğe bile dokunamıyorsun değil mi? Ne üzücü"
Hemen yanındaki kişiden gelen bu kinayeli vurguları sezmek kolaydı. Pis gülüşleri mide bulandırıcı derecedeydi. O pis gülüşler usandırıcı bir inatla sürüyordu, kurduğu her cümlenin arkasından. Yanındaki kişi kendisine yaklaşmak için küçük bir hareketle başını ona doğru eğip yanına geçti ve kolunu yanındaki masaya dayadı, "Söylesene, kaybetmek nasıl bir duygu?"
Bunu avını pençeleri arasında tutan bir avcı gibi gururla söylemesi ayrı bir nefret sebebiydi.
Koltukta yatan kişi yine tiksinerek sessizliğe verdi kendisini. En güzeli tek kelimeydi,
Sessizlik...
"Konuşamayacak kadar kötü öyle değil mi?" gözlerinden kıvılcımlar çıkarcasına yüzüne portrelediği o yakıcı ifadeler bıçaktan daha keskindi. Sözcüklerin ağırlığı bir kaya kadar sertti.
Masaya yasladığı ellerini kavuşturarak çenesini dayadı, "Hadi ama mutlu ol biraz. Daha çok güzel planlarımız var"
Koltukta yatan kişi o planları öğrenmek istemiyordu. Öksürerek gözlerini yumdu yeniden.
"Mesela senle ya da belki başka kişilerle"
Yanındakinin bu sözü üzerine gözlerini aniden geri açtı. Bitkin hali, omuzlarına çöken ağırlıklar gibi ayağa kalkmasını engelliyordu sanki.
"Eğer sıkıldıysan onlarla oyun oynayabiliriz. Hem daha eğlenceli olur ama şimdiden söyleyeyim, bu oyunun diğer piyonlarının da senin gibi kazanmak için hiç şansları yok"
Koltuktaki kişinin düz bir çizgi halinde sessizliğini koruyan dudağı bu cümleye rağmen aralanmadı. Çünkü acilen düşünmesi gereken şeyler vardı. Boş sözcükler savuracağına aklını çalıştırmak elbette daha mantıklıydı. Belki bir çözüm yolu...
"Başka kişiler deyince yüzün farklı bir ifadeye büründü sanki" sonra bu sefer sesli şekilde güldü, "Ah, doğru ya...sen başkalarına, özellikle de senin için değerli olan kişilere zarar gelmesinden çok korkarsın"
Ellerini serbest bıraktıktan sonra ayağa kalktı, "Üzülme, onlar da senin gibi olacaklar" diyerek masanın üzerindeki elmayı aldı ve sertçe ısırdı, elmanın suyu çenesine akarken elinin tersiyle sildi hemen, "Herşey senin yüzündendi. Onların canını da sen yakmış olacaksın" diye hançerden daha sert kelimeleri, haşır huşur dişleri altında ezilen elma seslerinin eşliğinde daha da baş ağrıtıcı biçimdeydi. Kesici ve ağrıtıcı.
Elmayı masaya geri fırlattı, "Unutma, oyun taşları yerle bir olunca kazanan kendini belli etmiş olur. Ama sana berbat bir haberim daha var, sen beni bu oyunda yenemedin ve bu sefer de kimse beni yenemeyecek"
Koltukta yatan kişi kalkmak için bir hücumla kollarına sinyal verse de kalkamadı. Yine hararetle öksürmeye başlarken avucuna baktı. Gerçekten yenilmiş miydi?
Karşısındaki kişi dimdik halde ona aşağılayıcı ifadesini postalarken dişlerini sıktı, "Unutma, bu oyunda son piyon veziri devirebilir"
YOU ARE READING
Sarmaşıklar Ardında
FantasyHerkesin elinde olmayan sebeplerden ötürü, "Adalet" başlığı altında adaletsizliklere bulandığı bir ülkede ne yapabilirsiniz ki? Her şey gizli formüller ve araştırmaların sonucunda, insanlarla doğal taşların özel bir bağı olduğunun keşfinin ardından...
