𓆉⋆。˚⋆❀ 🐚🫧𓇼 ˖°
Serin bir yaz sabahıydı.
Güneş tam yükselmemişti ama rüzgârın taşıdığı taze toprağın, kırlara yayılan gelinciklerin ve yaz çiçeklerinin kokusu hoş bir esinti bırakıyordu.
Ülkeyin güney taraflarında, savaşın ulaşamadığı, yüksek kale duvarlarının arkasında geniş bir askeri bölge vardı. Sabahın erken saatlerinde bile hareketliydi. Bayraklar dalgalanıyor, mutfağın bacalarından dumanlar yükseliyor, hepsi düzenli bir telaşın işaretini veriyordu.
Güçlü, omuzları geniş, bakışları sert alfalar disiplinli bir şekilde ilerliyorlardı. Sert adımlarının sesi toprağı inletiyordu. Mavi üniformaları yaz güneşinin altında parlıyordu. Yüksek bir platformun üzerinde duran komutanların tok sesleri duyuluyor, askerleri cesaretlendirmeye çalışıyorlardı.
"Bugün burada gösterdiğimiz sabır, yarının zaferini büyütecek. Bu sıcak gün, yarın anlatılacak bir zafer hikâyesinin başlangıcıdır."
Kalabalığın biraz uzağında, başka bir sıraya doğru yürüyen biri vardı. Yeni yapılmış mavi üniforması, beline tam oturan küçük kemeri, diğerlerinden daha ince, daha uzun silueti hemen fark ediliyordu.
Choi Yeonjun.
Botlarının toprağı ezdiğini hissediyordu. Alkışların, bağışların, savaşa hazırlanan güçlü alfaların arasında biraz küçük duruyordu. Sıranın en arka tarafına doğru yürüdü. Serin yaz sabahının tatlı kokusu, göğsüne yerleşen gerginliği yumuşatıyor ama omuzları belli belirsiz titriyordu.
Onun için burada durmak, sadece bir omega olduğu için savaşa alınmamak katlanılmaz bir düşünceydi. Yeonjun saklanmak istemiyordu. Genç bir omegaydı ama büyük savaşlara katılmak, adını duyurmak istiyordu. Kalbinde sakladığı narin bir cesaret vardı.
"Choi Yeonjun!"
Yeonjun adım atmayı bıraktı. Yüzünde şaşkın bir ifade oluşmuş, başını hızla çevirmişti. Birliğinin komutanlarından biri ona doğru yürüyordu. Omega, ayaklarını birbirine yaklaştırmış, selam pozisyonuna geçmişti.
"Evet efendim," dedi.
Bay Kim, karşısında güçlü bir şekilde durmaya çalışan bu genç omegaya küçük bir bakış attı. Giydiği zırh omuzlarına tam oturmamış gibiydi. Elini havaya kaldırıp, "Takip et beni, Choi," dediğinde Yeonjun'un içinden yükselen umut, usulca büyüyen bir sıcaklık gibi hissettirdi.
"Emredersiniz," dedi ve başka bir şey söylemeden komutanının hızlı adımlarını takip etmeye başladı. Küçük kalenin giriş kısmına bakan, alçak tavanlı, kalın taş duvarlarla çevrilmiş bir ofise doğru gidiyorlardı. Yeonjun, gideceği cephenin belli olduğunu düşünüyor ve bunu öğrenmek istiyordu.
Bay Kim, ağır adımlarla ofisin ortasında duran ahşap masasına yönelmiş, geniş koltuğuna oturmuştu. Masanın üzerine dağınık bir şekilde bırakılmış birkaç belgeyi sabırla düzeltti. Yeonjun'a bakmadan küçük bir dosyayı açtı.
Oda, kalın taş duvarların arasından sızan sabah güneşiyle ısınıyor, ince bir toz çizgisi oluşturuyordu. Bay Kim, kağıtları ayırıp başını kaldırmadan bir soru sordu:
"Eğitimin nasıl gidiyor, Choi?"
Yeonjun, hareket bile etmeden dimdik durdu. Omuzları sabırsız bir şekilde titriyordu. "İyi giddiyor, efendim," dedi, saygısını eksik etmiyordu. Bay Kim, sonuna başını kaldırıp Yeonjun'un gözlerinin içine baktı. Bakışlarında yılların yorgunluğu ve biraz tanıdık bir hayal kırıklığı vardı. "İyi," dedi kısaca, tüy kalemini masaya bırakmıştı.
Mühürlediği bir belgeyi Yeonjun'un önüne doğru itti. "Bölgen belli oldu," dedi.
Yeonjun, belgeyi eline alır almaz parmakları titredi. Parşömeni özenle açıp okumaya başladı, ama yüzüne bir anda solgun bir hayal kırıklığı oturdu. Gözleri satırların sonuna indi, dudakları aralandı fakat tek kelime bile edemedi. Başını kaldırdı ama yanaklarında, sabah ışığında parlayan küçük bir ıslaklık birikmişti.
YOU ARE READING
beautiful strangers
Fanfiction"Savaşa katılmak isteyen bir omegayla, şımarık görünümlü bir alfa hayatta kalmak için birbirlerine sığınmışlardı." 🔖 künye: yeonjun x soobin / orta çağ, savaş, yaz, omegaverse / pg16 / 11.8k
