1- Dokunuşun hafızası

3 1 0
                                        

Dershanenin arka penceresinden süzülen sonbahar güneşi, tahtaya yansıyan matematik formüllerinin üzerinde titreşiyordu. Parmak uçlarım defterimin kenarını bilinçsizce katlamış, bir yandan da kalemimle ritmik bir tıkırtı çıkarıyordum. Öğretmenin sesi, kulaklarımda anlamsız bir uğultuya dönüşmüştü.

Gözlerim, dördüncü sırada oturan o kızıl saçlı çocuğa takılı kalmıştı. Umut.

Bugün lacivert bir sweatshirt giymişti. Yakası hafifçe katlanmış, ensesine dökülen çilleri güneş ışığında altın gibi parlıyordu. Kalemi dudaklarının arasında gezdirirken, kaşlarını zor bir integral sorusuna çatmıştı. O an, birden gözlerini kaldırıp doğrudan bana baktı.

Kalemim masaya düştü.

Hızla başımı öne eğip defterime odaklandım. Yanaklarımın ateşlendiğini hissediyordum. Aptal Tam bir aptalsın .

Zilin çalmasıyla sınıfta bir hareketlilik başladı. Kitaplarımı aceleyle toplarken, Gizem ve Elif'in Umut'un etrafında toplandığını gördüm. Gizem'in sesi, her zamanki gibi tiz ve iddialıydı:

"Yap işte! Korkma ya!"

Umut'un kahkahası sınıfın diğer ucundan bile duyuldu. "Delirdiniz mi siz? Kim öyle bir şey yapar?"

İçimde bir şey kıpırdandı. Ne konuştuklarını bilmiyordum ama Umut'un o rahat, kaygısız gülüşü her zamanki gibi midemi burkuyordu. Tam dışarı çıkacaktım ki, Umut beni çağırdı:

"Rüzgar! Gel buraya bir dakika!"

Ayaklarım donmuş gibiydi. Her hücrem oradan uzaklaşmamı söylüyordu ama yine de ona doğru yürüdüm.

Gizem, gözlerinde o bildik muzır ışıltıyla bana baktı. "Rüzgar, bizimle bir iddiaya girer misin? Eğer Umut'la öpüşürseniz, sana 275 lira vereceğiz."

O an nefesim kesildi. Kulaklarım uğulduyor, avuç içlerim terliyordu. Umut ise rahattı; koltuğuna yaslanmış, bana meydan okuyan bir ifadeyle bakıyordu.

"Ne dersin Rüzgar? Cesaretin var mı?"

Sesindeki o alaycı ton, içimde bir öfke dalgası kabarttı. Gözlerimi kısarak ona baktım:

"Hayatımda hiçbir şeyden korkmadım."

O an her şey bulanıklaştı. Umut ayağa kalktı, bana doğru bir adım attı. Kokusunu aldım - sabun, biraz da okul kantininden kalma limon kolonyası. Yüzüme doğru eğildiğinde, gözlerini kapadığını gördüm.

Sonra...

Dudaklarımız birbirine değdi.

Sadece bir saniye sürdü belki, ama ben o bir saniyede yıllarca yaşadım. Dudakları beklediğimden daha yumuşaktı, üzerinde vanilyalı dudak balmının hafif tadını alabiliyordum. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, göğsümün acıyacağını düşündüm.

Ayrıldığımızda sınıfta bir uğultu kopmuştu. Gizim heyecanla bağırıyor, Elif telefonuyla fotoğraf çekmeye çalışıyordu. Umut gülümsüyor, parayı alıp bana uzatıyordu:

"Al senin olsun."

Parmaklarım titreyerek parayı aldım. Ağzım kupkuruydu. "Bunu neden yaptık ki?" diye fısıldadım.

Umut omuz silkti. "Eğlencesine?"

O kelime içimi acıttı. Eğlencesine. Benim için her şey, onun için sadece bir eğlenceydi.

"Saçmalık," diye homurdandım ve sınıftan fırladım.

***

O gece yatağımda saatlerce dönüp durdum. Yastığıma her döndüğümde, o an gözlerimin önüne geliyordu. Umut'un göz kapaklarının titreyişi, nefesinin sıcaklığı, dudaklarının dokunuşu...

Ellerimi yüzüme kapattım. Lanet olsun.

Ertesi sabah dershaneye geç gittim. Umut zaten yerinde oturmuş, defterine bir şeyler karalıyordu. Yanına oturduğumda, bana doğru hafifçe eğildi:

"Hey, dün..."

"Konuşma," diye kesip attım, defterimi açtım.

Tüm ders boyunca yanımda gerildiğini hissedebiliyordum. Ara sıra bana bakıyor, sonra hızla başını çeviriyordu. Teneffüste koridorda beni yakaladı:

"Rüzgar, bana neden kızgınsın?"

Gözlerimi kısarak ona baktım. *Gerçekten bu kadar kör müydü?*

"Cidden anlamıyor musun?"

Yüzünde samimi bir şaşkınlık vardı. "Ne olduğunu bilmiyorum ki!"

Derin bir nefes aldım. İçimdeki her şeyi döküvermemek için kendimi zor tuttum.

"O öpüşme... benim için sadece bir şaka değildi."

Umut'un gözleri büyüdü. Dudakları hafifçe aralandı, ama bir şey söylemedi. Ben de döndüm ve oradan uzaklaştım.

***
Sonraki günlerde aramızda garip bir gerginlik oluştu. Bazen koridorda karşılaştığımızda, gözlerimiz bir an için buluşuyor, sonra ikimiz de hemen başka yöne bakıyorduk.

Bir perşembe günü, ders çıkışı aniden yağmur başladı. Şemsiyemi çıkarırken, Umut'un kantin çıkışında beklediğini gördüm. Üzerinde mont yoktu, sadece ince bir tişört vardı.

İçimde bir savaş başladı. Sonra ayağım kendiliğinden ona doğru yürüdü.

"Al," dedim, şemsiyemi uzatarak.

Şaşırmıştı. "Peki sen?"

"Benim ev yakın."

Umut şemsiyeyi aldı, ama gitmeme izin vermedi. "Rüzgar, bekle..."

Durdum, ama ona dönmedim.

"O gün hakkında konuşmamız gerekiyor."

Yağmur, yüzüme çarpıyordu. Belki de gözlerimden süzülen yaşları gizliyordu.

"Belki... başka zaman."

Ve koşmaya başladım. Arkamdan seslendiğini duydum, ama durmadım.

Koştum, koştum... Ta ki ciğerlerim yanana, bacaklarım ağrıyana kadar.

O gece, yastığıma gömülüp saatlerce ağladım.

#275Where stories live. Discover now