Şimdi bu ikili, sadece milli takımda yan yana gelebiliyor. Bu yüzden tüm olaylar milli takım kamplarında geçiyor gibi düşünebiliriz. İlk olarak, bir kamp sırasında aralarında iddiaya giriyorlar. Ardından derbi oynanıyor. Sonra tekrar milli takım kampında buluşuyorlar. Evet, olaylar biraz karmaşık ilerliyor ama bu kurgunun doğasında var.
---
"Derbinin Bedeli"
Milli takım kampında akşam saatleri yaklaşırken, ortam bir nebze rahatlamış, yemek sonrası oyuncular kendi köşelerine çekilmişti. Ama bir masa hâlâ hararetliydi. Altay Bayındır, kollarını göğsünde kavuşturmuş, karşısında oturan Kerem’e gülümsüyordu.
“Bak, o kadar özgüvenli konuşuyorsun ki... Bu kez iddiaya girmeden bırakmam,” dedi Altay.
Kerem kaşlarını kaldırdı, hafifçe geriye yaslandı. “Ne iddiasıymış bu?”
Altay gözlerini kıstı. “Fenerbahçe - Galatasaray derbisi. Kim kazanırsa, diğeri onun istediği her şeyi yapar. Kuralsız. Sınır yok. Yaratıcılık serbest.”
Kerem hafifçe güldü. “Tamam. Ama sonra ağlama. Bu sefer biz alacağız.”
Altay sadece bir şey söylemeden başını salladı. Gözlerinde, şimdiden galip bir ışık yanmıştı.
---
Derbi Günü – Kadıköy
Tribünler dolu, atmosfer cehennem gibiydi. Kerem birkaç pozisyonda ceza sahasına sızmıştı ama Altay neredeyse insan değil gibiydi. Her gelen topu çıkardı. Ve 88. dakikada, Fenerbahçe öne geçti.
Son düdük çaldığında Altay yumruklarını havaya kaldırmış, gözleri tribünlerdeydi. Maç 1-0 bitmişti. Fenerbahçe kazanmıştı.
O sırada, Kerem’in cebindeki telefon titredi. Yedek kulübesinde sessizce ekranına baktı.
---
🟢 Altay B. 🧤
20:11
> 1-0. Bu da demek oluyor ki… ben kazandım.
Kulaklar, kuyruk… unutturma kendine.
Sabah 10:00, otelin lobisinde.
🟢 Kerem A. 🐆
20:13
> Ciddisin yani?
İnsan bir başka şey ister be Altay.
🟢 Altay B. 🧤
20:14
> Daha ne isteyeceğimi bilmiyorsun bile. Bu sadece başlangıç.
---
Ertesi Gün – Milli Takım Oteli
Sabah saat 10’a beş kala Kerem, asansörle lobiye indi. Gri hoodie’sinin kapüşonunu geçirmişti ama altındaki peluş kedi kulakları görünüyordu. Belinde sallanan kuyruk, her adımda hafifçe hareket ediyordu. Birkaç çalışan tuhaf bakışlar atsa da onun gözü sadece tek kişiye takılıydı: Altay.
Altay bir koltukta oturuyordu. Kolları iki yana açık, bakışları sabit, gülümsemesi sinsiydi. Ayağa kalktı, ağır adımlarla yaklaştı.
“Başını kaldır,” dedi alçak bir sesle. “Kulaklar tam görünsün.”
Kerem dişlerini sıktı ama dediğini yaptı. Altay, kedi kulaklarına parmak uçlarıyla dokundu, sonra kuyruğu parmaklarına doladı.
“Şöyle bir ‘miyav’ alayım senden.”
Kerem bir an gözlerini devirdi, sonra iç çekip fısıldadı.
“…Miyav.”
Altay eğildi, kulağına doğru konuştu.
“İyi başlıyoruz. Ama daha bitmedi. 301 numaralı odadayım. Kulakları çıkartma. Kuyruk da gelecek.”
