Haziran ayının en sıcak günlerinden biri yaşanıyordu. Birkaç haftaya VNL kampı başlayacaktı. Elif bu sene ilk defa A takımda kızıl beyaz formayı terletmeye hak kazanmıştı. Elif Özdemir, geçen sene Türk formasıyla U21 Avrupa Şampiyonasında kendini göstermişti; altın madalya için en fazla sayı kazananlardan biriydi.
Kamp başlamadan önce kendine zaman ayırabilmek için kısa bir vakitleri vardı. Elif bu zamanı Los Angeles'a giderek değerlendirmek istedi. Santa Monica'da gezinirken küçük bir kahve dükkânı gördü. Sahilin coşkulu kalabalığının arasında gizlenmiş gibi duruyordu. Elif bu samimi kafeyi beğenmişti.
Camdan içeri baktı sırtı cama dönük bir iki kişi otuyordu. Kafenin kapısında yatan köpeğin başını okşadı, içeri girdi. Girer girmez taze çekilmiş kahve kokusu geldi burnuna. Kahve siparişinin hazırlanmasını beklerken etrafına bakınmaya başladı. Gazete okuyan yaşlı bir çift ve bilgisayarıyla ilgilenen genç bir kadın vardı ama en köşede oturan biri gözüne takıldı. Camdan baktığında arkası dönük bu adam ayak seslerini duyunca yönünü kapıya Elif'e doğru çevirmişti. Bu saniyelik göz temasındayken Elif onun kim olduğunu anlamıştı. O Fenerbahçe efsanelerinden Bogdan Bogdanovic'ti. Elif'in çocukluğu Bogdan'ı izlemekle geçmişti, tanımaması imkansızdı. Bogdan 2014'te ilk kez Fenerbahçe'yle maça çıktığında Elif 11 yaşında sırtında çubuklu forması, elinde atkısıyla tribünden izliyordu.
Elif bebeklikte yürümeye başladığından itibaren babasıyla branş farketmeksizin bütün Fenerbahçe maçlarına giderdi. 10 yaşına geldiğinde de Fenerbahçe voleybol altyapısında ilk çubuklu formayla maçına çıkmıştı.
Bogdan, 2017'de Fenerbahçe'den ayrılmış NBA'e gitmişti. Elif 8 sene sonra onu tekrar canlı görmüştü. Bogdan saniyelik bakışından sonra önüne dönmüş kahvesini içmeye devam ediyordu. Elif ise beklediği yere çakılı kalmış eğer Bogdan'ın yanına gidip fotoğraf çekilmek isterse rahatsız edip etmeyeceğini düşünüyordu. Hatta daha kötüsü karşısına dikilip kekeleyebilir kendini rezil edebilirdi. Bütün senaryoları kafasından geçirdikten sonra Elif, ayağına gelen bu fırsatı kaçırmak istemedi. Bogdan'ın masasına doğru ilerlerken bacaklarının titrediğini hissetmişti. Yol boyunca ilk ne diyeceğini belirlemeye çalıştı. En son yanına ulaştığında "Merhaba. Bogdan Bogdanovic değil mi? Bir fotoğraf çekilebilir miyiz eğer rahatsızlık vermiyorsam" dedi. İlk merhabayı biraz kekelese de sona doğru toparlamıştı. Bogdan kafasıyla onaylayarak "Tabii. Ne rahatsızlığı" dedi. Bogdan aksandan Elif'in Türk olduğunu anlamıştı, "Türkiye'nin neresindensin?" diye sordu. Elif şaşırıp "Türk olduğumu nasıl anladın. Doğru ya Fenerbahçe'de oynarken Türkiye'de yaşıyordun. Bir an düşünemedim" Dedi. Bogdan karşısında duran kızın tavrını beğenmişti. Heyecanı yüz metre öteden anlaşılabilirdi. "İstersen kahveni burada oturarak bekleyebilirsin." dedi karşısındaki sandalyeyi işaret ediyordu. Elif, mahcubiyetle "Rahatsızlık vermeyeyim gerek yok" diye hızlıca reddetmeye çalışsa da Bogdan "Otur rica ediyorum. Hem söylesene, sen de Fenerli misin?" diye sordu. Elif "Evet büyük taraftarımdır. Aslına bakılırsa daha fazlası" dedi Bogdan dikkatle dinleyip Elif'in yüzünü incelerken Elif "Ben aslında yıllardır Fenerbahçe sporcusuyum. 10 seneden fazla oldu. Tabi arada yurtdışına transfer oldum ama ben yine de Fenerbahçeliydim hatta itiraf etmesem de Fenerbahçe'ye karşı maça çıktığımda bile içten içe Feneri tutuyordum. Yanlış anlama sırf Fenerbahçe kazansın diye asla profesyonellik dışı hareket yapmam yani anlarsın işte" diye hızlı hızlı kendini açıklamaya çalışıyordu. Bogdan kızın sakinleşmesi için araya girerek "Anladım. Senin kanın sarı lacivert akıyor" diye espri yaptı. Bunu duyunca Elif'in gözleri parladı hala ona söylenen besteleri unutmamıştı. O sırada barista "Elif Hanım kahveniz" diye seslendi. Elif "ben seni meşgul ettim, kafanı şişirdiysem kusura bakma" diyerek ayağa kalkarken Bogdan "Kahveni al da geri gel. Anlattıkların ilgimi çekti." dedi.
YOU ARE READING
Aşkın Rengi | Bogdan Bogdanovic
FanfictionOne was a tale, admired from afar, The other, a legend, rising like a star. Same court, same colors, same flame in their eyes, Grew up beneath the same skies, chasing separate highs. Their paths crossed one day, in a glance they thought was coincide...
