Kan ve Cinayet

6 0 0
                                        

   İki gündür uğraştığı bir dava vardı, çözemiyordu. İki gün önce dava eline geçmişti; şu ana kadarki davalarını hemen çözmüş biriydi o. Dava gelir, ilk iki gün içinde kanıt ve delilleri toplardı ve çözmesi çok sürmezdi buradan sonra ama bu dava farklıydı. Bulduğu tüm kanıtları toplamıştı; lakin suçlu kendini göstermiyordu. Kanıtlar hep sonuç vermeyen eşyalar çıkıyordu. Bu kanıtların peşinde günlerce uğraşınca da diğer kanıtlar artık kayboluyordu. İnsanlar unutuyor, zaman izleri siliyor, hayat akmaya devam ediyordu.

   İki gün öncesini düşündü yeniden. Davanın eline geçtiği günü, bir gece
kulübünün arka sokağında bulunan cesedi düşündü. Kan kaybından ölmüştü ama tek yara boynundaki iki küçük delikti; anlamıyordu, nasıl olmuştu bu? Sonra çevreyi hatırladı: birkaç boş şişe, birçok çöp, biraz kurumuş kan, kırık cam parçaları... Daracık sokakta sadece bunlar vardı. Kan çok azdı, sanki katil kan topluyordu.

   Saat üçü gösterirken artık yatmak zorunda kalmıştı, daha fazla düşünemiyordu, bir şey bulamıyordu, uyku bastırıyordu. Yarın sekize  alarm kurup uyudu. Sinir bozucu tiz bir ses duyuldu ertesi gün; kalktı, alarmı kapattı, yüzünü yıkadı, ardından evden çıktı ve işine gitti.

   Dava ona gelmeden önce iki cinayet daha olmuştu. Aynı cam kırıkları, aynı şekilde boş şişeler, çer-çöp ve dikkat çekmeyecek bir mekanda yatan bir ceset. Cesedin boynundaki aynı iki nokta şeklindeki yara ve aynı ölüm sebebi.

   Ölenlere baktı; ilki 15 yaşında bir kızdı, insanların aklında kibar olarak kalmış bir kızdı Özlem. Diğeri ise bir doktordu, tek mücadele izlerine rastladıkları oydu, ama çevresi çok dardı, adam hakkında neredeyse hiç bilgileri yoktu, adı Murattı. Son olaraksa Emile geliyordu; neşeli demişlerdi onun hakkında sadece.

   Peki, bu kişileri kim öldürmüştü, ne amaçla, rastgele mi seçmişti, yoksa bir ortak noktaları vardı da onu mu göremiyordu? İncelemeye devam etti. İlk ölüm bir ay önce olmuştu, otopsiden ise sadece kan kaybından öldüğü ve öncesinde yüksek miktarda narkoz aldığı çıkmıştı. Sonuncusu da aynıydı; ikinci ise bileklerinde ip izleriyle bulunmuştu. Katil kimdi, neredeydi ve en önemlisi de onu nasıl bulacaktı?
Saatler geçerken o dosyalarla bakışıyordu sadece. Ardından biri ona
bir bardak kahve verdi.

   "Al, saatlerdir burada hiçbir şey yemeden, içmeden duruyorsun. Bunu iç, en azından. Yanında da şu kurabiyeyi yersin."
Teşekkür edince o gitti. Haklıydı, biraz hava almalıydı. Arabasına bindi ve nereye sürdüğünü bilmeden sürdü. Hastaneyi görünce durakladı; bu hastanenin adını hatırlıyordu ama nereden? Aklına geldi, ölenlerin kaldırıldığı hastane değil miydi bu? Bekle, hatırladığı kadarıyla ölenlerin üçü de aynı hastaneye kaldırılmış, aynı doktor otopsi yapmıştı. Doğrulamalıydı.
Haklıydı, sorular sormuş ve araştırmıştı.  

Yeni ipucunun peşinden gitmeye başladı. Sonraki gün doktoru sorguladı hatta. O akşam eve dönerken peşinde birini fark etti. Sakin kalmaya çalıştı; zordu, kişi ona yaklaşıyordu. İyi ki bugün geç saatlere kalmamıştı. İnsanların çok olduğu bir sokaktan geçerek yolunu uzattı; aynı zamanda izini de kaybettirmeyi başardı. Bu, doğru yolda olduğunu gösteren bir işaretti onun için.

   Doktoru sorgulamaya, açığını aramaya başladı. Diğerlerinin doktordan
şüphelenmesine güldüğünü bilse de devam etti. Doktorla tekrar tekrar konuştu. Birkaç hafta sonra doktorun dediklerini düşünürken, "Acaba o doğru mu söylüyor?" diye düşünmeye başlamıştı. Bu aralar ne kadar uyusa da dinlenmiş hissetmiyor, kendisinin uyurgezer olup gece onları öldürüp öldürmediğinden bile emin olamıyordu. Ne yapmalıydı? Aklına gelen tek seçenek odasına kamera yerleştirmekti. Peki, bu ne kadar doğru sonuç verecekti? Yine de denemeye değerdi. O gece ve sonraki geceler odasına kamera yerleştirdi.
  
   Bir sonraki gün ise onları izledi. Hiçbir şey yoktu. Günler sonra bir gece yine kamera koyup uyumuştu. Uyandığında ilk işi kamerayı kontrol etmek oldu. Gördüğü şey ise, doktorun sessizce odasının penceresinden girdiği ve onun yanına birkaç damla kan damlattığıydı. Bir kez evine kadar bırakmasını istemişti, ozaman  öğrenmiş olmalıydı adresini. Yaptığıda akıllıcaydı eğer kamera olmasa kan damlaları ve muhtemelen yeni bir cinayetin işlenmiş olması onu kendi yaptığna gerçekten inandırırdı. İşe gittiğinde ise beklediği gibi yeni bir cinayet olduğunu öğrendi; aynı şekilde işlenmişti.

   Doktoru daha dikkatli izlemeye, açığını aramaya başladı. Buldu da; bir
ay boyunca çabaladıktan sonra gizli odasını bulmayı başardı. Hastanenin içinde girişi bulunan oda, hemen yandaki okulun bir sınıfına açılıyordu. Sınıfın diğer kapısı tamamen kapatılmış tuğlayla duvar örülmüştü. Okulla artık bir ilişkisi kalmamıştı. Burayı tamamen laboratuvara çevirmişti.  Odayı basmaya arkadaşlarını ikna etmesi gibi işlerle 3-4 gün geçirdikten sonra en sonunda odayı bastılar. Sonuç olarak, doktor hariç kimsenin anahtarı olmaması ve görevi yokken birçok kez buraya gelmiş olması nedeniyle suçluyu bulmak zor olmadı, özelliklede kanlar odada bulununca.

   Mezarlığa, bu dört kurbana katillerinin bulunduğunu haber vermek için
gitti. Bu dava ona, 24 yaşında ne kadar zeki olursa olsun, genç olduğunu ve tecrübesi olmadan kolayca kandırılabileceğini anlatmıştı. Bu dört kurbanı neden öldürdüğüne gelince hem doktor bir psikopattı hemde deneyde kullanıcağı denekler bulmak için en kolay yol onları kaçırmaktı, deney sırasında kanlarının tamamına yakınını örnek olarak almıştı ve bundan dolayı onlar ölmüştü. Fakat umuyordu ki bir daha böyle bir şey yapamayacaktı.

SON

Eveet bu okulda hocamız bizden bir öykü isteyince aklıma geldi. Yeniden burdayım yani okuyan varsa. Yazım hatalarını söylerseniz mutlu olurum. Yalanlar ve intikam a bölüm gelcek. Ama geç olabilir(ne yazcamı unuttum.) Kalbi genel olarak aynı fakat detay değişecek neyse baay

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jun 29, 2025 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

hikayelerWhere stories live. Discover now