Sinirliyim sevgilim, sinirliyim nergis’im, ama ne ahmaklıktır ki sana kızamıyorum bu da benim cezamdır. Özlemden ölürken ihanetin de kinimi yaşatmaya devam ediyor her bir akan saniyede. Sevdiğini sanmışım, yanılmışım meğer, çok yanılmışım. Hatırlıyor musun nergis’im, gün batımında ettiğimiz dansı, hatırlıyor musun ilk el ele tutuştuğumuz zamanı, günü, saati? Hatırlıyor musun bana umut verişlerini, meğer yokmuş içinde ne sevgi nede aşk. Terk edip gidişlerini kim hatırlar benden başka?
Madem gidecektin neden sevmemiş gibi yaptın ey güzel sevgili, neden bana, “ Gözlerin gözlerime, ellerin ellerime, ruhun ise ruhuma” dedin ey sevgili? Sana yazdığım onca mektup sana geldi mi nergis? Gelmedi de onca mektubun arasında amansızca oradan oraya savruluyor mu yoksa, ya da bihaber misin onlardan? Benim için onca sildiğin- ya da sildiğini sandığım- insanlara ne oldu peki? Bugünlük yeter bu kadar, uyuyamamaktan kuruyan gözlerim, kusmaktan ağrıyan boğazım zorluyor beni. Hoşça kal sevgilim. Ben kalamıyorum.
Terk ettiğin sevgilin, Yoongi Min.
Genç adam masasından kalkıp camından gelen at arabalarından gelen o boğucu sese kulak vermeden tüylü divit kalemini yerine koyup kağıdı eline aldı ve güzelce katladı, zarfa dikkatlice koyduktan sonra mühürü yanan mumda eritip mühürü dikkatlice döküp zarfını mühürledi ve odasının en ücra köşesinde bulunan eski oymalı bir sandığın içine koydu, diğer zarfların yanına. Camdan baktığında ise güneş doğuyor ve insanlar uyanmaya başlıyordu. Odasında ki mumları teker teker söndürüp uşağının temizleyip ütülediği üniformasını giyindi ve silahı da belinde ki yerini alınca merdivenlerden indi ve ona eşlik eden uşağını günaydınlayıp evinden çıkıp görev yerine intikal etti. Elinde silahı, kalbinde ve ruhunda sevgilisiyle vatanını savunmaya başladı.
