1

47 4 1
                                        

"Boğulmadığını herkese inandırdığını sanarsın...deniz hariç."

Yazın vazgeçilmezlerinden olan bir şey varsa o da yazın tatmış olduğumuz o kısa aşkın tatlı esintileridir. Sabırla geçen tüm o sıkıcı ayları, sonunda geride bırakıp tatil telaşını yaşamak; yeni bir maceraya atılmanın heyecanını hissettirirdi. Her yaz yeni maceralar yaşayacağını düşünür, valizine heyecan kırıntıları doldurarak yola çıkardık ama bu benim için son dört yazdır farklıydı. Denizimi dalgalandıran, güneşimi kavuran ve yazın o tuzlu havasını sevdiren biricik heyecanım...Küçükken geldiğimde gitmek için can attığım bu tozların uçuştuğu yazlık evime şimdi bu kadar hevesli gelişimin sebebi, yan komşularımız olan Jeon ailesidir. Daha doğrusu çocukluk arkadaşı kavramını geride bırakıp aramızda yazın yaşanan o ilişkiyi koyduğum oğullarıydı.

Jungkook ve ben henüz daha altı yaşındayken bir araya gelmişiz. Babalarımız aynı üniversitede okuyup aynı şirkette iş bulduktan sonr, annelerimizi tanıştırıp yıllardır süren bir arkadaşlık inşa etmişler. Birlikte büyüdük demem abartı olmazdı, her yaz sürekli birlikte takılan annelerimiz sayesinde bizde ayrılmaz ikili gibi olmuştuk. Tabii eski günlerden bugüne dek çok şey değişmişti, liseye geçtikten sonra her şeyin büyüsü bozulmuştu. İkimizin aradaki yakın arkadaş kavramını, aramıza giren mesafelerle ve yeni arkadaş çevresiyle kaybetmiştik. Tabii Jungkook bunu her ne kadar kabul etmeyip, abarttığımla ilgili satırlar yazsa da. Yaz ayları dışında konuşmaz olmuştuk, Jungkook'un tüm sosyal medya hesaplarını bırakması ise aramızdaki iletişimi tamamen koparmıştı. Geçen yazdan bu zamana kadar hiç konuşmamış, Busan'a halamın yanına gittiğimde bile onu görme fırsatım olmamıştı.

Yazlık evimize geleli birkaç gün olmuştu ama Jeon Ailesi henüz buraya gelmemişti. Birkaç günümü Jimin'i darlayarak geçirmiştim. Jungkook'a yazamamam da cabasıydı. Kesin net olan bir kuralımızda, bu yazlık yerinde birlikte geçirdiğimiz vakitler dışında birbirimizle iletişime geçmeyecektik. Aramızda sadece arzularla dolu duygular olmalıydı, yaz aşkı kavramını yaz bittiğinde geride bırakmamız gerektiği gerçeği gibi. Arzumun ne zamandan beri aşka dönüştüğünü ise bilmiyordum. Hatta yazın arzuma yenilmeye o kadar alışmıştım ki bunun değişeceğini düşünmemiştim. Belki de düşünmem gerekirdi.

Odamın penceresinin kenarında otururken Jeon malikanesinin önünde duran araba ile heyecanla ayaklanmıştım. Arabadan her zamanki gibi ilk inen Jungkook olmuştu. Geçen yazdan çok daha farklı görünen görüntüsü beni şoka uğratırken öylece bakakalmıştım. Uzattığı saçları kendisine ayrı çekicilik katmazmış gibi, spor yaptığını bağıran siyah atletinin açıkta bıraktığı kol kasları beni bozguna uğratmıştı. Ama beni en çok kor ateşlere atıp arzumu kavuran şey, Jungkook'un teninde sanat eserine dönüşen dövmeleriydi.

Onu izlemeye o kadar odaklanmıştım ki yanına gelip koluna giren kızı çok sonra fark etmiştim. Uzun sarı saçları ve kıvrımlı bir vücuda sahip olan bu kız, Jungkook'un beni mahveden kollarına sarmıştı ellerini. Olayları idrak edemiyordum, doğrusunu söylemek gerekirse inanmak da istemiyordum. Tüm yaz boyunca bana ait olan dudakları öpen bu kişiye karşı içimde büyüyen bu his beni kör etmişti. Odamdan çıkıp merdivenleri inerken de, kapıyı açıp Jungkook'un karşısına çıkana kadar bu hisle kör olmuştum. Karşımdaki bu görüntüyü kabullenemiyordum. Yaz bizimdi, bize aitti ama şu an karşımda gördüğüm manzara biz değildik. Yüzüme vuran meltem, yaz üzüntümün habercisiydi.

"Jungkook, selam." Soru dolu bakışlarım Jungkook'un gözlerine değdiğinde o yüzündeki dolu dolu gülümsemesi ile bana sarılmıştı.

"Taehyung! Seni gördüğüme sevindim." Geri çekilip yanındaki kıza attığım bakışları gördüğünde şu an için sinirimi bozan gülüşünü kesmişti. Elini yanındaki kızın omzuna atıp bana doğru dönerek yine konuşmuştu. "Seni Sohee ile tanıştırayım. Kendisi kız arkadaşım, bu yazı bizimle geçirecek."

enchanted summerWhere stories live. Discover now