İyi okumalar dilerim 💖
okumaya başladığınız tarihi yazar mısınız 💫
KARAN
Onu ilk gördüğümde, kalabalığın içinde bir parça solgun, ama bir o kadar da meydan okuyucu duruyordu. Yüzünü saran ince kumaş, gözlerinin derinliğini saklayamıyordu. Gözleri... o zümrüt yeşili bakışlar, sanki içime kazındı. Yemin ederim, o an zaman durdu. Ama hayır, bu aptalca bir romantizm değildi. Ben Karan Yıldırım, sertliğimle, soğukkanlılığımla tanınırım. Aşk mı? Yok, o bana göre değil. Ama ona bakınca... belki de her şey bir anlığına değişmişti. Belki de kader, benden habersizce satranç taşlarını diziyordu.
O gün Tahran'ın sıcak sokaklarında, siyah SUV'umdan inerken, kalbimin birkaç saniyeliğine bile olsa sarsılacağını tahmin etmemiştim. Ama onu gördüm. O, başını dik tutarak, o geniş çarşafının içinde, yanımdan geçti. Ona bakarken fark ettim, rüzgarın bile onunla dans edişini. Kumaşın narin hareketleri bile ona boyun eğiyordu.
"Bu o kız," dedim kendi kendime. "Ali'nin kızı."
Ali... düşmanım, rakibim, bana en çok zarar vermeye çalışan adam. Onun kızı mı? Yok artık. İşler daha da karmaşıklaşıyor. Babası gibi soğuk, güçlü ve ulaşılmaz biri olmalıydı. Ama hayır, o farklıydı. Her adımında o narin, zarif havasını koruyordu. Onu kafamdan atmak istedim. Kendime bin kere, milyon kere söyledim: "Bu kızdan uzak dur. O, bir bela." Ama ne zaman onu görsem, kontrolü kaybediyordum. Belki de ilk defa bir kadın bana karşı bu kadar dokunulmazdı.
Sonra o gece geldi. Yüzlerce kişinin toplandığı, o devasa malikanede düzenlenen gizli toplantı. Karşıma çıktığında, o ipekten yapılmış renkli çarşafın içinde bile, gözlerinden akan cesareti gördüm. Onu kendi ellerimle mahvetmek istemiyordum, ama oyunun kuralları belliydi.
"Merhaba," dedim soğuk ama kararlı bir sesle. "Adını bile bilmiyorum, ama seni tanıyacağım."
O, tek bir kelime etmeden, bakışlarıyla meydan okudu. O an anladım. Bu kız, Ali'nin kızı, benim sınavım olacak.
---
Birkaç gün sonra, Tahran'ın en eski saraylarından birinde, ailelerin geleneksel buluşması vardı. Siyasetin ve güç oyunlarının döndüğü, kirli anlaşmaların yapıldığı, ama dışarıdan bakınca sadece şık giysiler ve sahte gülümsemelerle dolu bir ortam. Benim gibi bir adam için bu toplantılar sıkıcıydı. Ama o oradaydı...
Elmas gibi parlayan gözleriyle kalabalığı tarıyordu. O renkli çarşafının içinde bile, çevresindekilerden farklı olduğunu hissedebiliyordum. İnsanların maskelerinin arkasına saklanırken, onun gözlerinde saf bir özgürlük vardı. Belki de bu yüzden ona bu kadar takılmıştım.
Yanına yaklaştım, derin bir nefes alarak. Kalbim hızla atıyordu, bu alışık olmadığım bir histi. Onu köşeye sıkıştırdım, kalabalıktan uzak, bir sütunun ardına doğru çekildik. Kimse fark etmeden, fısıltılar arasında kaybolduk.
"Bu oyunda yenilmeye hazır mısın?" dedim gözlerinin içine bakarak. O, başını dik tuttu, bir adım geri çekildi. Bakışları, ruhumu delercesine keskindi.
"Senden korkmuyorum," dedi ilk defa sesini duydum. Beklediğimden daha yumuşak, ama aynı zamanda kararlıydı. "Babamın düşmanı olman, benim için bir tehdit olduğun anlamına gelmez."
Gülümsedim. İşte bu. Artık oyunun kuralları netti. Bu kız, sadece Ali'nin kızı değil... benim en büyük meydan okumam olacaktı.
---
Aradan haftalar geçti. Onu her gördüğümde, o zümrüt bakışların ardındaki hırsa daha çok hayran kalıyordum. Ama işler beklediğimden daha karmaşıklaştı. Ali, kendi kızını bana vermek zorunda kalacak kadar köşeye sıkıştı. Bu evlilik, bir barış anlaşması gibi görünse de aslında savaşın en acımasız hamlesiydi.
Aileler arası görüşmeler başladı. Eski düşmanlar, zoraki müttefikler gibi masanın etrafında toplandığında, bakışlarımız yeniden kesişti. Onun o inatçı bakışları, benden kaçmaya çalışsa da artık biliyordum, bu oyunu ben kazanacaktım.
Bir adım attım, ona doğru eğildim. Kalbimin hızla atmasına engel olamıyordum.
"Hazır ol," dedim, fısıldar gibi. "Beni düşmanın olarak gördüğün her gün, seni daha çok esir alacağım."
O, başını çevirip gözlerini benden kaçırdı, ama o an anladım. Artık kaçışı yoktu. Bizi bekleyen fırtına, hem ona hem de bana meydan okuyacaktı.
---
Nişan gecesi, devasa kristal avizelerin altında, ipek halılarla kaplı salonun ortasında duruyordu. Çarşafının rengi bu kez saf bir beyazdı, tıpkı zorla tutulduğu bu anlaşmanın soğukluğunu simgeler gibi. Kalabalığın fısıltıları arasında, adımlarımın sert sesi yankılanıyordu.
Yanına yaklaştım, gözleri bana meydan okurcasına parlıyordu. "Bu gece her şey değişecek," dedim, başımı ona doğru eğerek. "Beni bir düşman olarak görmeye devam edebilirsin, ama artık senin kaderin benim elimde."
Başını dik tuttu, bir an bile tereddüt etmedi. "Hiçbir zaman boyun eğmeyeceğim."
Gülümsedim. Onu kırmak, onun gururunu alt etmek... belki de en büyük zaferimdi. Ama o an, içimde garip bir huzursuzluk hissettim. Belki de bu oyunda asıl kaybeden ben olacaktım.
oy vermeyi unutmayınnn
Yorumlarınızı bekliyorummmm
seviliyorsunuz yeni bölümde görüşürüz 💖😻
YOU ARE READING
Karanlığın Kalbi
Romance"Sana zarar vermeye kalkan herkes, önce benim karanlığımla tanışır." ~Karan Yıldırım "Seni korumak benim kaderim, seni sevmek en büyük savaşım...
