Bölüm 1: Gölgeyle Gelen

20 6 1
                                        

Deyrah Ormanı, karanlığın içinden kendini zorla çıkartmaya çalışan bir gölge gibiydi. Gece, her geçen saniye daha derinleşiyor, ay sadece ince bir şerit gibi ortaya çıkıyor ama hiçbir şeyi aydınlatmaya yetmiyordu. Rüzgarın, kuru yaprakları savurduğu anlarda, Sedna yalnızdı. Varlığı, ormanın karanlığına karışmıştı, ama adımlarından yankılandığı ses, tam tersi bir şekilde her şeyi daha yakın kılıyordu.


İleriye doğru adım attı, parşömenini elinde sımsıkı tuttu. Havanın soğukluğu ellerini dondursa da o, bunu hissetmiyordu. Burası, yalnızca bir harabe, boş bir yerdi... Ama bu, ona ait bir yerdi. Bu harabelerin taşları, öyle sıradan taşlar değildi. Bir zamanlar onun soyu burada hüküm sürmüştü.


Sedna, yaşadığı her anı sorgularken, köyün geçmişi de aklına düşüyordu. Yalnızca taşları kalan bu topraklar, bir zamanlar evlerinin olduğu, gülüşlerin yankılandığı bir yerdi. Şimdi ise sadece yıkıntı, küller ve hayaletler vardı.


Düşüncelerini bir kenara itti, ve parşömeni bir kez daha inceledi. O kadar önemliydi ki, bu eski yazıların ne anlama geldiğini çözebilmesi gerekiyordu. Belki de içinde kaybolmuş olan gücünü bulacaktı. Belki de her şeyin sırrı buradaydı.


Bir ses duydu. Hafifçe, ama keskin bir şekilde yaklaşan adımlar...


"Beni takip ediyorsunuz, değil mi?" dedi, sesindeki soğukluk, ormanın karanlığını bile solluyordu.

Ses, bir an için durakladı, sonra yanıt geldi.


"Gerçekten de hissedebiliyorsun, Sedna. Ama buna şaşırmadım."


Bir avcı... Ya da bir takipçi... Sedna, yüzünü karanlıkta gizlemeye çalıştı. Karşısında duran adam, sadece bir gölge gibi belirdi. Uzun, siyah pelerinini savurarak, sedir ağacının etrafında dönmeye başladı.


"Lucien..." diye fısıldadı, ama bu kelime, dudaklarından zorla çıkmış gibiydi. Onu görmek istememişti, ama bir şekilde karşısındaydı.


Lucien Valemir, eski büyü hanedanının son varisi, her zaman olduğu gibi soğukkanlıydı. "İçindeki gücü kabul etmenin vakti geldi, Sedna. Ama belki de senin için çok geçtir."


Sedna, gözlerini kısıp ona baktı. "Bunu kimseye söylemedin, değil mi? Ailesinin düşüşü senin hatan. Benimle gelmenizi isteseydiniz, belki hâlâ ayakta olurdunuz."


Lucien, gülümsedi, ama bu gülümseme, daha çok bir meydan okuma gibiydi. "Kızım, senin gibi bir büyücünün yolu daima karanlık olur. Ama beni takip etmeni engelleyemem."


Sedna, parşömeni sımsıkı tuttu ve derin bir nefes aldı. "Benim kararım, Lucien. Senin kaderin değil."


Ve o an, rüzgarın şiddeti arttı, ormanın derinliklerinden yankılandı, ama Sedna ve Lucien'in bakışları bir an için birbirine kilitlenmişti. Ne kadar uzak olurlarsa olsunlar, birbirlerini bir türlü bırakamayacaklardı.


Drakhor'ın uykusu, o gece biraz daha derinleşti.



....


Küller ve KalplerWhere stories live. Discover now