Güneşli bir gündü, bıyıkları yaşının getirisiyle beyazlamış saçları dökülmüş eski kıyafetlere sahip bir adam elindeki gazetesiyle bir muayenehanenin kapısının önünde oturuyordu. Usulca gazetede yazan köşe yazısını okumaya başladı.
"Okuyucuların kökeni:
Bugün dünyamızda var olan Krallıkların ve Tarikatların vazgeçilmez üyeleri olan Okuyucuların kökeni nereden geliyor? Aslında birçok bilim adamı tarafından araştırılan bu sorunun cevabı henüz hala net değil. Onlar hakkında bildiklerimiz şimdilik bahsedeceklerim kadar.
Bu süper insanlar biz normal insanların okuyamadıkları Antik Çağdan kalma olduğu tahmin edilen yazıları okuma ve anlama yeteneğine sahipler. Bazıları bu konuda diğerlerinden daha yetenekli olmakla birlikte bu Antik Evraklar kendisini okuyanlara olağanüstü güçler bahşetmekte. Bu Okuyucu olarak adlandırılan süper insanların ilginç yanlarından biriyse her Antik Yazıyı okuyamıyor olmaları. Antik Evraklar genelde nesilden nesile aktarılan belgeler ve bu Evrakları okuma becerisi de genetik geçişli duruyor. Lakin bu konudaki bilgilerimiz hala kesinlik kazanmış değil, bilim insanlarımız bu konuda çalışmalarına devam ediyor. Ne yazık ki ne Kraliyet aileleri ne de Tarikat hanedanları bizlere net bilgiler sunmamakta."
Yaşlı adam sayfadaki köşe yazısını bitirdikten sonra sızlayan dizlerinden dolayı hayıflandı daha sonra da sayfayı çevirip bir diğer yazıyı okumaya başladı.
"Önümüzdeki senenin yazında Kraliyet düğünü var. Kral 3. Arless'in 20 yaşındaki kızı Prenses Sofia ile Kızıl Kın Tarikatının lideri Darok'un oğlu Darokul'un düğünü için hazırlıklar şimdiden başladı. Kraliyet tarihinde hiç görülmemiş kadar büyük bir organizasyon olacağı söyleniyor. Kızıl Kın Tarikatı ile Vadiyan Krallığı arasında yıllardır süregelen dostluğun bu evlilikle daha da artaracağı konuşuluyor."
Yaşlı adam kafasını gazeteden kaldırıp kapalı kapalı odanın kapısına baktı. Burası eski bir bina sayılabilirdi. Bina 2 katlıydı ve bu ufak şehrin hastanesi görevini görüyordu. Dizlerinden dolayı defalarca geldiği bu hastanede bu sefer geliş sebebi farklıydı. Torunu dışarıda bisiklete binerken düşmüştü yüzü kolları ve dizi yara bere içinde kalmıştı ve çocuk kolunu oynatamıyordu bu sebeple Yaşlı adam da torununu hemen bir at arabasına bindirip hastaneye getirdi. Şimdi de torunu içerideyken yanına aldığı gazeteyi okuyordu.
Bulundukları şehrin adı Mina'ydı adını şehrin hemen arkasında bulunan dağdan alıyordu. Yaklaşık 3000 kişilik nüfusa sahip olan bu şehir ufak sayılabilecek bir şehirdi ve normalde şehir statüsüne alınmayacak kadar az insan barındırıyordu lakin geçmişteki tarihi öneme binaen bu yerleşkeye bir şehir devleti statüsü verildi. Mina şehrinin devleti Vadiyan Krallığına bağlıydı ve yıllık vergisini oraya ödüyordu. Kral 3. Arless'in annesi Minalıydı bu sebeple bu şehirden alınan vergilere indirim uygulanıyordu. Şehirde toplam 5 doktor vardı ve bu 5 doktorun başında Başhekim Solmir bulunuyordu. Başhekim Solmir sadece Mina'nın değil Krallığın en yetenekli doktorlarından biri konumundaydı bu yüzden de yakın bir tarihte başkente bir iş için çağrılmıştı ve hala dönmemişti.
Başhekim Solmir'in ekibinde bulunan genç ama çok yetenekli olan Balamir 21 yaşında olmasına rağmen şu an hastanede bulunan sorumlu doktordu. Solmir giderken tüm yetkiyi ve sorumluluğu ona bırakıp gitmişti bu sebeple bu genç adamın omzunda büyük bir yük vardı ve Solmir'in dönmesini en çok isteyen kişi de oydu. Solmir gitti gideli 3 ay olmuştu ve 3 ayda Balamir hastaneyi gayet iyi yönetmişti bu süre zarfında bir çok insana bakmış tedavi etmiş hatta bazı ameliyatları bile yapmıştı ondan daha kıdemli olan diğer 4 doktor bile Balamir'e saygı duyuyor ve Solmir'in neden onu başhekim olarak geride bıraktığını çok iyi anlıyorlardı.
Kapı açıldı ve kolu dirseğine kadar alçılanmış bir çocuk ve yanında uzun boyu ve yerinde kilosuyla üstündeki beyaz önlüğü dolduran bir adam kapının ağzında görüldü. Yaşlı adam ayağa kalktı ve sordu "Torunum nasıl Balamir?" Balamirin eli çocuğun omzundaydı ve ikisinin de yüzü gülüyordu. Balamir sakin ve sevecen bir ses tonuyla önce gülümsedi ardından da Yaşlı adamın sorusunu cevapladı " İyi iyi Yusuf amca merak etme sadece bir süre bisiklete binemeyecek hepsi o kadar. Kolu kırılmış kırığı düzelttim alçı yaklaşık 1 ay kalacak 1 ay sonra gelin bana da çıkaralım. Dizindeki sıyrıklara da pansuman yaptım. Senin torun dayanıklı çıktı hiç zorluk çıkarmadı bana." Yusuf Amca Balamir'in dediklerinden sonra gülümsedi ve ona teşekkür edip torununu alıp evine doğru yöneldi....
İlk bölüm ufak bir girişti yorumlarınız benim için çok değerli....
Okuduğunuz için Teşekkürler...
~Devam edecek~
ESTÁS LEYENDO
Elixir
Fantasía" O yazan gerçek miydi? Yoksa zihnimin bana oynadığı bir oyundan başka bir şey değil miydi? Bunu bilemiyorum ama eğer ablamı kurtarmak için gereken şey bu iksiri bulmaksa o halde bunu yapacağım bir sevdiğimin daha bu hastalık yüzünden ölmesine izin...
