"Sessizliğin Arasında"

65 2 0
                                        

Fukurodani Lisesi’nde üçüncü sınıf öğrencileri yeni bir döneme başlıyordu. Bahar çiçekleri okulun bahçesini süslüyor, sınıf koridorlarında yeni bir başlangıcın heyecanı yankılanıyordu. Öğrenciler, yaz tatilinin ardından sınıflarına dönerken neşeli sohbetler arasında sıralarına yerleşiyor, birbirlerine tatilde yaşadıklarını anlatıyorlardı. Ancak sınıfın en köşedeki sırası hâlâ boştaydı—tam pencere kenarında, herkesin imrendiği ama kimsenin oturamadığı yerdi bu. Çünkü orası Akaashi Keiji’nin yanındaki sıraydı.

Akaashi, sessiz ve ciddi yapısıyla bilinen bir öğrenciydi. Voleybol takımının pasörüydü, takımın beyni denebilecek kadar önemli bir pozisyondaydı. Disiplinliydi, konuşmadan önce düşünürdü ve her hareketi kontrollüydü. Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı: Kalbinde yıllardır taşıdığı bir boşluk. O boşluk, sadece bir isme aitti: Mona.

Mona ve Akaashi ortaokulda tanışmışlardı. Aynı sınıfta, aynı sırada oturmuşlardı. Mona, gülümsemesiyle karanlık bir odayı bile aydınlatabilecek türden bir kızdı. Neşeliydi, meraklıydı ve en önemlisi, Akaashi’nin içine kapalı dünyasına usulca dokunmayı başaran tek kişiydi. Zamanla aralarındaki bağ güçlenmişti. Akaashi’nin kalbindeki duygular büyümüş, artık içinde tutamaz hâle gelmişti. Ve bir gün, sonunda, cesaretini toplayıp Mona’ya hislerini itiraf etmişti. Mona gözlerinin içine bakarak utangaçça gülümsemişti. Ama ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı.

Aynı günün akşamında Mona bir trafik kazası geçirmişti. Ağır yaralıydı. Ailesi, tedavi için yurt dışına taşınmak zorunda kalmıştı. Gidişi ani, vedası eksikti. Akaashi, onu bir daha görememişti. En kötüsü ise, Mona’nın geçirdiği beyin travması sonucunda hafızasını kaybettiğini öğrenmesiydi. Onu tanımıyordu. Onların hikâyesini hatırlamıyordu. Akaashi ise her şeyi hatırlıyordu. Her sabah Mona ile okul kapısından girip sınıfa yürüdükleri yolu, onun el yazısını, gülüşünü, beraber oturdukları sırayı, her şeyi…

Yıllar geçerken Akaashi’nin hayatı devam etmişti ama duyguları donup kalmıştı. Kimseyi kendine yaklaştırmamıştı. Boş olan sıranın hep boş kalması bu yüzdendi. Kimse, o koltuğun hakkını veremezdi. Ta ki o sabah, öğretmen sınıfa yeni bir nakil öğrencisini tanıtana dek.

"Çocuklar, bugün aramıza yeni bir arkadaş katılıyor. İsmi Mona. Yurt dışından döndü ve bu dönemi bizimle geçirecek."

Sınıf bir anda hareketlenmişti. Herkes yeni gelen kıza bakıyordu. Uzun sarı saçları, büyük ve derin gözleriyle içeri adımını atan Mona, sınıfın dikkatini çekmişti. Ama bir çift göz, yıllardır bu anı bekleyen bir kalp, onu gördüğünde dünya durdu.

Akaashi, nefesini tuttu. O'ydu. Aynıydı. Belki biraz daha büyümüş, olgunlaşmıştı ama o gözler… O gözlere bin kez bakmıştı. Kalbi, her sabah onu görmeyi düşleyerek atmıştı. Ama o gözlerde tanıdıklık yoktu. Mona, sınıfa yabancı bir gözle bakıyordu. Ve en son Akaashi’ye geldiğinde, sadece kısa bir duraksamayla geçti. Tanımıyordu.

Öğretmen, sınıfı taradı ve sonra gözlerini Akaashi’nin yanındaki boş sıraya çevirdi. "Mona, sen Akaashi’nin yanına oturabilirsin. Orası boş."

Sınıf bir uğultuya boğuldu. Herkes şaşkındı. Çünkü o sıraya yıllardır kimse oturmamıştı. Ama öğretmen, şaşkınlıkları önemsemeden devam etti. Mona, çantasını aldı ve Akaashi’nin yanına ilerledi. Sessizce yerine oturdu.

Akaashi kıpırdamadı. Nefes almamaya özen gösterir gibiydi. Yanı başında yıllardır beklediği kişi oturuyordu, ama onun için sadece bir yabancıydı artık. Saatler geçtikçe, kalbindeki ağırlık daha da derinleşti.

Mona defterini çıkarırken kalemi yere düştü. Eğildi, aldı, sonra istemsizce döndü ve Akaashi’ye baktı.

"Seninle daha önce tanışmış mıydık?" diye sordu yumuşak bir sesle. Gözlerinde ciddi bir merak vardı, sanki içindeki boş bir parçayı doldurmaya çalışıyordu.

Akaashi gözlerini yere indirdi. Bu soru, kalbine hançer gibi saplandı. Ama dışarıdan belli etmedi. Sadece başını iki yana salladı.

"Hayır. Tanışmadık."

Ama içinden haykırıyordu. "Evet, tanıştık! Ortaokulda… Sen bana kitaplarını verirdin. Teneffüslerde birlikte çizim yapardık. Sen gülerdin, ben içimden dua ederdim o an hiç bitmesin diye. Ben sana âşık oldum, sen de gülümsedin. Ama sonra gittin. Unuttun beni."

Mona, onun cevabını duyunca biraz şaşırdı ama üzerine gitmedi. Ama gün boyunca, Akaashi’yi izledi. Gözleri bir şekilde tanıdık geliyordu ona. Davranışlarında bir sıcaklık vardı. Sessizdi ama içinde fırtınalar taşıyan bir sessizlikti bu.

Öğle arasında koridorda yürürken, okuldaki anı panosuna denk geldi. Fotoğraflar, kupalar, başarılar… Ve en alt köşede bir fotoğraf. Ortaokul yıllarından, bir sınıfın yıl sonu hatıra fotoğrafıydı. Mona gözlerini kısarak baktı. Kalabalıkta, ön sırada bir çocuk ve yanındaki kız… Kız kendisiydi. Çocuk, Akaashi’ydi. Ve o karedeki gülümsemeleri sanki bin hikâye anlatıyordu.

O an içinden bir sıcaklık geçti. Kalbinde bir kıpırtı. Tanıyamadığı ama özlediği bir şey vardı. O anın içindeki sessizlik, sanki çok şey fısıldıyordu ona.

Belki hafızası eksikti. Ama bazı duygular, hafızaya değil, kalbe yazılırdı.

Ve belki de bu, hikâyenin yeniden yazılacağı andı.
Akaashi için bekleyiş bitmişti.
Mona içinse her şey yeni başlıyordu.

Haikyuu/Mona Sessiz YankılarTempat cerita menjadi hidup. Temukan sekarang