Ağustos ayında, bir yaz akşamı, Asi — siyah lüle saçları, pürüzsüz ve oldukça yumuşak teniyle, güzel vücut hatlarına sahip, bu dünyadaki en güzel kız — bavulunu toplamaktaydı. Bugün, Viyana'daki son günüydü. Yarın, aylarca hasret kaldığı memleketi İstanbul'a geri dönecek ve bu, onun için yeni bir başlangıç olacaktı. Eylül ayında üniversiteye başlayacak ve üniversite öncesinde dil eğitimini geliştirmek amacıyla seçenekleri arasında Viyana'yı tercih etmişti. Haziran ve Temmuz aylarında dil okuluna gidip mezun oldu. İlk yurt dışı deneyimi olduğu için Haziran ayında Erasmus programına katıldı. Sabahları dil okulunda Almanca ve İngilizce dersleri alır, aynı zamanda Avusturya'nın başkenti olan, yaklaşık 2,5 milyon nüfusa sahip bu metropolü keşfetmeye de fırsat bulmuştu.
Viyana'nın tarihi sokaklarında yürürken, sabahın erken saatlerinde bir kahve içtiği molada dinlediği neşeli sohbetlerin, dil okulunda öğrendiği her yeni kelimenin ve Erasmus programının getirdiği farklı kültürlerin renkleri aklında canlanıyordu. Her adımında bu şehrin ona sunduğu güzellikler ve zorluklar, hayatının bir parçası haline gelmişti.
Çantasının derinliklerinde, evinden uzakta edindiği küçük, zincirli bir bileklik vardı. Bu bileklik, çocukken bir erkek tarafından verilmişti ve her zaman ona o küçük çocuğu hatırlatırdı. Asi, bilekliği veren kişinin nasıl büyüdüğünü, hayatında biri olup olmadığını ve şimdi nasıl göründüğünü çok merak ediyordu. Nazikçe bilekliğe dokunarak, geçmişin sıcaklığını hissederek, geleceğe taşımak ona huzur veriyordu. İstanbul'da sevdikleriyle yeniden buluşacak ve üniversite hayatında yeni sayfalar açacaktı. Ailesinin ve dostlarının özlemi, ona yeni başlangıçlar için ilham verecekti; fakat henüz bilmiyordu ama o bilekliğin sahibi ileride onun ailesinin ve hayatının bir parçası olacaktı. Henüz...
Gözleri, akşamın son ışıklarıyla Viyana sokaklarını tararken, her köşede ayrı bir hikâye saklı olduğunu düşündü. Bu hikâyeler ona yalnızca dil eğitiminin ötesinde bir şeyler katmamış, aynı zamanda hayatı sevmeyi ve her anı değerli kılmayı da öğretmişti. İstanbul'un sıcak ve canlı atmosferine dönüş, Asi için bir vedadan ziyade yeni umutların ve maceraların müjdecisiydi. Son kez odasının ışıklarını kapatıp derin bir nefes aldı. Yarın, memleketinin sokaklarında yeni adımlar atarken, Viyana'da edindiği her anıyı yüreğinde taşıyacaktı. Çünkü her veda, aslında yeni bir başlangıçtı. Asi, geçmişe minnetle bakarken geleceğe umutla yürüyecekti.
Sonunda, beklenen gün gelip çatmıştı. Asi, tüm gece boyunca heyecan ve hüzün karışımıyla yatakta dönüp durmuştu. Sabah sekiz civarında odasına aniden giren Derin, neşeyle seslendi: "Hadi, Asitoşum, kalk! Yoksa uçağa yetişemeyiz!" Derin, pencereyi açıp kepenkleri araladı; evin etrafını saran güneş ışığı yavaşça odayı aydınlatıyordu. Asi ise, "Biraz daha," diyerek inatla mırıldandı. Derin, hafif bir tebessüm eşliğinde, "Sen şimdi görürsün," diye karşılık verdi.
Hemen mutfağa koşup bir bardak dolusu buz gibi soğuk su aldı ve hâlâ yatağında hayal âlemine dalmış Asi'nin üzerine döktü. Asi öyle bir çığlık attı ki, sanki bütün Viyana ayağa kalkacaktı: "Ruh hastası! Manyak mısın sen kızım?" Derin, gülmekten karnına ağrılar girerken, "Hadi, artık yeter; hazırlanmaya başlayalım," diyerek Asi'nin yatağını toparlamasına yardım etti. Her sabah yüzüne soğuk su çarpmayı alışkanlık haline getiren Asi, bugün kahvaltıyı bir kafede yapacakları için önce dişlerini fırçaladı, ardından Bioderma Sensibio yüz yıkama jeliyle yüzünü yıkadiktan sonraki aşamada cilt bakımını da tamamladı. Havalimanı için rahat ama şık bir kombin seçmek amacıyla bavuluna yöneldi. Derin ise çoktan hazırlanmış, Asi'yi bekliyordu.
Asi, havalimanı kombini olarak beyaz bir keten pantolon ve basic bir beyaz tişört giydi; Adidas Samba OG beyaz sneaker'larıyla kombinini tamamladı. Son dokunuş olarak buklelerini özgür bıraktı, Mango'dan aldığı Bükülmüş Halka gümüş küpelerini taktı ve yanına Longchamp Le Pliage beyaz büyük boy çantasını aldı. Akşam yedide uçak, Viyana'dan kalkacaktı.
