ÖNSÖZ

20.2K 1.1K 832
                                        

♌︎

Bir gün biri çıkıp da âşık olduğum çocuğu etkileyebilmek için yeryüzündeki en büyük düşmanlığı paylaştığım kişiyle bir anlaşma yapacağımı söyleseydi, ona muhtemelen ilaçlarını içmesini ve klişelerle dolu ucuz romantik komediler izlemeyi kesmesini söylerdim.

Fakat şu an içinde bulunduğum saçmalığı ne herhangi bir şizofreni semptomu ne de Hollywood'un o yapmacık "zıt kutuplar birbirini çeker" fantezisi temize çıkarabilirdi. Gerçekliğin espri anlayışı şu ki, bazen en absürt senaryoyu bile cebinden çıkarıp kaderin nazlı bir cilvesi olarak bize sunabilirdi.

Ve sen bunun yaşayan bir kanıtısın.

Derin bir nefes vererek bakışlarımı ellerimizin birbirine değdiği noktaya çevirdiğimde, teninden yükselen sıcaklığı ve avucumu kusursuz bir açıyla saran parmaklarının varlığını göz ardı etmeye çalıştım.

Sahte. Bu hatırlatmayı kendime yapmaya ihtiyacım vardı. Her şey oyun. Bir aldatmaca. Etkilemen gereken kişi yanında değil, karşında oturuyor.

Ama ne kadar tekrar edersem edeyim beynimin içinde dönüp duran o tatsız gerçek bir türlü susmuyordu: Bu sadece bir anlaşmaydı. Bir taktik. Stratejik ortaklık. Tarafların duygusal olarak yatırım yapması gerekmediği, mantıkla kurulmuş basit bir plan.

Çok değil, kısa bir süre önce birbirimizin varlığına zar zor tolere ediyorduk. Şimdi, yalnızca parmakları elime biraz fazla rahat oturuyor diye midem neden kendi içinde garip bir düğüm atıyordu? Kesinlikle gerçek olamayacak kadar aceleci bir kafa karışıklılığı. Rol yapmanın, üst üste binen sorunların, gerginliğin ya da belki de egomun ona yenilmemesi gerektiğini hatırlatmak için çırpınmasının sonucuydu.

Bu yüzden sürekli kendime bunun sahte olduğunu hatırlatmak zorundaydım.

Çünkü bu kelime, anlamsız titreşimleri susturmanın en kolay yoluydu.

Çünkü bu kelime, bu oyunda kalbimin önden koşmaması için mantığımla çivilediğim tabelanın adıydı.

𓃠

O ÇOCUK BENİ AŞARStories to obsess over. Discover now