Uyandım, kahvaltı yapma zahmetine bile girmeden evden çıktım ve okula gittim. Dersler işlendikten ve biraz zorbalandıktan sonra eve geri geldim. Her zamanki gibi.
Yeni bir proje, evet. Proje ödevi için partnerim Seungmin, ne hoş... O popüler, yakışıklı, iyi kalpli, zeki... Herkesin olmak istediği karakter. Keşke ben de onun gibi olsam.
Sigaramı yaktım, düşünmeye başladım. Nerede hata yaptığımı düşünmeye başladım, niye bu kadar sevilemez birisi olduğumu düşünmeye başladım. Bu kadar düşünmek zararlıydı, biliyordum ama bunun bir önemi yoktu, çünkü kendi benliğimin bir önemi bile yoktu.
Yatağıma geçtim ardından, battaniyeye sarılmış biçimde tavanı seyrediyorum. Düşünüyorum. Her zamanki gibi. Benim tek yoldaşım düşüncelerim.
Seungmin'i düşünüyorum, kıskanıyorum, seviyorum, üzülüyorum, sinirleniyorum. Işığı kapatıp uyumaya çalışıyorum, ama nafile.
Yine her zamanki gibi kalkıyorum, kahvaltı yapmadan evden çıkıyorum. Seungmin ile kütüphaneye gidecektim o yüzden olabildiğimin en iyisi olmaya çalıştım.
Kütüphaneye geldim, Seungmin oradaydı, beni görünce hafifçe gülümsedi.
Onun yanına gittim, oturdum ve fısıldadım. "Nereden başlamalıyız?" Düşünür gibi bir hâli vardı. Ama sonra konuştu. "İlk önce ben görselleri halledeyim, sen de yazıları bul, yaz, olur mu?"
Başımı salladım. "Olur, evet." Çalışmaya başladık. Arada ona bakıyordum, ama sonra geri bakışlarımı önümdeki dizüstü bilgisayara dikiyordum.
Birkaç hafta geçti, biz hâlâ arkadaş bile olamamıştık. Ama bir gün, beni arkadaşlarıyla kafeye davet etti, ben de reddettim çünkü arkadaşları ile onu ayırmak istemedim. Ama o benimle dalga geçti, "sen ne zaman sosyalleştin ki..." Ve güldü bana.
Hiçbir şey diyemedim, gözlerim yerdeki halıya takılı, başım aşağı doğru. Benimle dalga geçmeye devam etti...
"Niye bu kadar aptalca davranıyorsun bilmiyorum ama bu çok aptalca. kısacık bir hayatın var zaten, onu da tek başına mı harcayacaksın?"
Seungmin saçlarımı karıştırdı ve güldü. "Dalga geçmek amacım değil. Sadece bir kere bile gülümsemeni görmek istiyorum." dedi ve gitti.
Sonraki gün yine geldi yanıma gülümseyerek. "Merhaba, Innie-ah. Bugün nasılsın?" Başımı salladım, biraz tuhaf hissediyordum. "İyiyim. Sen?" O hâlâ gülümsemeye devam ediyordu. "Ben de iyiyim. Bugün benimle öğle yemeği yemek ister misin?"
"Ne?" dedim şaşırarak. Tepkime engel olamamıştım. Böyle bir teklif hiç beklemezdim. Belki onun için hiçbir sey ifade etmiyordur diye düşündüm.
"Öğle yemeği. Arkadaşlarım olmayacak bu sefer eğer onun hakkında endişeliysen." dedi sakince, sanki beni rahatlatmaya çalışır bir hâli vardı. Yutkundum. İlk defa biri bana böyle davranmıştı sonuçta. Belki herkese öyle davranıyordur diye düşündüm ve ilk düşüncelerimi kovdum kasvetli bulutumdan.
"Peki. Nerede yiyeceğiz?" dedim, sesimin kısık ve titrer bir şekilde çıkmasına engel olamamıştım. "Okul bahçesinde yiyebiliriz diye düşünmüştüm, eğer istersen."
"Peki, orada olurum." dedim normal davranmaya çalışıyordum ama streslendiğim belliydi. Seungmin başını salladı hafifçe. "Pekala, Innie. Orada görüşürüz, kesinlike orada olacağım!" dedi ve ayrıldı yanımdan.
Uykuya daldım sıramda, aklımda beynimi yiyen parazitler gibi büyüyen düşünceler. Bir anda sıram ittirildi. Kafamı kaldırdım ve önüme baktım. Bu Han Jisung'du. Okulun zorbalarından diyebilirim sanırım. Ancak bana sataştığı hiç olmamıştı. Şaşırdım.
"Günlüğünü bir daha çantana koyma. Ezik. Hadi okuyalım da herkes ne düşündüğünü öğrensin." dedi elindeki defteri göstererek. O an kalbim duracakmış gibi hissettim. Boğazını temizledi ve okumaya başladı Jisung.
"Sekiz Şubat iki bin yirmi altı pazar.
Bugün annem sırf yemek yemek istemedim diye yemeği üstüme döktü. Sıcaktı. Kollarım ve bacaklarım kıpkırmızı olmuştu. Acıyor hâlâ ama daha iyi ilk baştaki hâline göre.
Doğum günümde bunu yaşamış olmak beni iğrenç hissettirdi. Zaten her zaman iğrençtim de şimdi bunu iliklerime kadar hissediyorum. Doğum günlerinden nefret ediyorum. Ne kadar yalnız ve sevilmediğimin kanıtı olan bu günler beni sürekli ağlatıyor. Keşke insanlar beni sevseydi. Keşke en azından Seungmin ya da Jisung gibi konuşkan olabilseydim. O zaman en azından birileri beni severdi. Tam bir eziğim."
Jisung güldü. "Ya sen bana mı özeniyorsun şapşal? Çok üzücü cidden, sanırım ağlayacağım. Kimse bunu haketmez. Senin dışında."
"Onu rahat bırak, Jisung." dedi Seungmin kollarını göğsünde birleştirerek. Jisung başını sağa sola salladı. "Hayır, hayır. Bak daha iyisi var," Boğazını temizledi ve devam etti.
"İki mayıs iki bin yirmi iki cumartesi.
Bugün parkta eşcinsel bir çift gördüm. Çok mutlulardı. Keşke ben de onlar kadar cesur olup en azından ne olduğumu belirtebilseydim. Yani hiçbir erkek beni istemezdi ama en azından böyle ağır bir şeyi saklamamış olurdum."
Bütün sınıf sessizleşti bir anda. Biliyordum ki bundan sonra kimse bana selam bile vermeyecek. Herkes bana ibne diyecekti. Sonra bir alkış duydum. Alkışın geldiği yöne baktım. Seungmin ve onun yanındaki Hyunjin alkışlıyorlardı. "Zorunlu olsa da tebrikler Innie!" dedi Seungmin.
YOU ARE READING
nobody, hyunin
Fanfictionvenus, planet of love was destroyed by global warming did its people want too much too? did its people want too much?
