Açelya, yağmur sonrası ormanın tazeliğini içine çekerken bir an için gözlerini kapattı. Derin, huzurlu bir nefes aldı ve sık sık yaptığı gibi toprağa eğilip nemli yosunlara dokundu. Çocukluğundan beri orman onun için bir kaçış noktası olmuştu. Herkes şehirde koşuştururken, o hep burayı tercih ederdi. Orman, Açelya'nın güvenli sığınağı, en yakın arkadaşı gibiydi. Ama bu gün farklıydı.
Son birkaç gündür garip bir his içindeydi. Ormanın içinde, sanki başka bir varlığın gözleri sürekli onu izliyordu. Rüzgarla taşınan bir koku... Yoğun, tanımlayamadığı ama tüylerini diken diken eden bir koku, onun dikkatini çekiyordu. Belki de zihninin bir oyunu olduğunu düşünerek bu hisse kulak asmamaya çalıştı. Ama bu kolay değildi.
"Deliriyorsun, Açelya," diye mırıldandı kendi kendine. Yine de, her defasında ayağını adım attığı her bir patikada o kokuyu yeniden alıyordu.
Bugün, biraz daha ileriye, ormanın derinliklerine gitmeye karar verdi. Tıbbi bir kongrede geçen yoğun bir haftanın ardından bu gezinti tam ihtiyacı olan şeydi. Dişçiliği seviyordu, ama o koltukta oturup aynı rutini tekrar etmek bazen onu tüketiyordu. Orman ise ona tazelik veriyordu, onu yeniden hayata bağlıyordu.
Açelya, büyük meşe ağacının dibinde dinlenmek için oturduğunda, bir anda her şey sessizleşti. Rüzgar durdu, kuşlar sustu, hatta uzaklardan gelen dere sesleri bile yok oldu. Bir şeyler yaklaşıyordu.
Kafasını çevirdi ve bir an için karşısında ne olduğunu anlamaya çalıştı. Gözleri, uzun, siyah kürklü, heybetli bir kurda odaklandı. Kurt, normal bir hayvan gibi görünmüyordu. Gözleri altın sarısıydı ve içinde derin bir bilgelik barındırıyordu. Ama bu bilgelik aynı zamanda bir vahşet ve özlemle karışmış gibiydi.
Açelya, iradesine karşı, gözlerini ondan ayıramadı. İçinde hem bir korku hem de açıklanamaz bir çekim hissetti. Kurt adım adım ona doğru yaklaşırken, nefesi sıklaştı. Kaçmayı düşünemedi bile.
Kurt, tam önünde durduğunda, derin bir uluma kopardı. Bu uluma, ormanın her köşesini doldurdu. Daha önce böyle bir şey duymamıştı. İçindeki bir şey, bu ulumanın sadece bir hayvanın değil, bir varlığın ilanı olduğunu söyledi.
Ve işte o anda, Açelya'nın hayatı tamamen değişti.
Bu gerçek olamaz.
Açelya, karşısında duran devasa kurdun altın sarısı gözlerine kilitlenmiş haldeydi. Gözlerinde vahşi bir güç olduğu kadar, derin bir hüzün ve özlem de saklıydı. Garip bir şekilde korkması gerektiğini biliyordu, ama içgüdüleri tam tersini söylüyordu. Sanki bu yaratık ona zarar vermezdi. Hatta... onu korumak için burada gibiydi.
Derin bir nefes aldı.
"Bu... bir rüya olmalı," diye mırıldandı. Ama kurdun, neredeyse insansı bir bilinçle kafasını yana eğip ona baktığını görünce, gerçekliğe dair şüphesi kalmadı.
Bir adım geri çekildiğinde, kurt hafifçe eğilip, onu korkutmamak için yerinden kıpırdamadı.
"Sakin ol," diye kendi kendine fısıldadı. "Belki de sadece seni izliyor... ama neden?"
Kurt, bir anda sessizce yere çöktü. Gözleri hala Açelya'daydı, ama hareketlerinde bir tehdit değil, bir davet vardı.
"Tamam," dedi Açelya, kendi cesaretine şaşarak. "Ne istiyorsun benden?"
Kurt, sanki onu anlamış gibi yavaşça kafasını yere koydu ve bir süre öylece kaldı. Bu hareketle Açelya'nın içindeki korku tamamen dağıldı. Ama bir yandan da kafası karmakarışıktı.
Saatler geçmiş gibi hissettiği o sessizlik içinde, Açelya nihayet bir adım öne çıktı. Kurt hala hareketsizdi.
"Neden buradasın?" diye sordu. "Neden benimle böylesine ilgileniyorsun?"
VOUS LISEZ
KARANLIĞIN FISILTISI
Loup-garouAçelya, doğayla iç içe yaşamayı seven, ailesini kaybetmiş olmanın bıraktığı derin yaraları saklayan genç bir kadındır. Göz kamaştırıcı siyah saçları, ay gibi parlayan beyaz teni ve inatçı kişiliğiyle herkesi etkileyen Açelya, hayatına anlam katan bi...
