"Tıkırtıları duyuyor musun?" Kaya'nın sesini duyduğumda göz ucuyla ona baktım, dosdoğru önümüzdeki çukura bakıyordu. "Ne tıkırtısı?" Diye sordum kısık sesle. Hâlâ o tarafa bakmaya devam ederken konuştu, "Ayakkabılarının çıkarttığı ses işte." Dedi. Seslice nefes verip bıkkın bir ifadeyle ona döndüm, "Ne olmuş yani?" Kaya bu kez yüzüme bakarak konuşmaya karar verip bana döndü, "Bu, onun duyduğu son ses olacak." Dedi. Gerçekten saçmalıyordu. Birkaç tane adam kazılmış çukurun içine girip tabutu yerleştirmişti ve üstünü toprakla örtüyorlardı, Kaya da tabuttaki adamın son duyduğu sesin ayak tıkırtıları olduğunu söylüyordu. "Çok üzüldüysen eğil de bir kaç cümle konuş adama." Diyerek önüme döndüm ve mezarın başından uzaklaşmaya başladım. Kaya'nın orada dikilmeye devam edeceğini düşünsem de birkaç adım arkamdan geldiğini duyabiliyordum.
"Sence de tuhaf değil mi? İki hafta içinde iki kişi öldü." Söylediğinin ben de farkındaydım ama umursamamaya çalışmıştım. Çantamı açıp anahtarlarımı ararken konuştum, "Öyle mi olmuş?" Diye sordum ilgisizmiş gibi. Kaya bir anda bana yetişip arabamın açtığım ve binmek üzere olduğum kapısını kapattı, "Aynen öyle olmuş." Dedi yüzüme eğilerek. En sonunda direnmeyi bırakıp derin bir nefes aldım ve yüzüne baktım, "Yani, Kaya? Ben ne yapabilirim bu durum hakkında. Eğer gerçekten şüphelendiğin bir şey varsa git amcamla ya da babamla konuş."
Kaya tam bir şey söylemek üzereyken onun arkasında kalan amcamın dikkatimizi çekmeye çalıştığını gördüm ve Kaya'yı dürtüp o tarafa bakmasını sağladım. Kaya babasına 'ne var?' anlamına gelen jest ve mimikler yaptığında amcam elindeki telefonu işaret etti. Kaya ile beraber ben de telefonumu çıkarıp baktığımda kendi kendini yok eden mesajlardan birinin geldiğini gördüm. Cenaze töreni bittiğinde herkesin Mahzen'e dönmesi gerektiği, toplantı yapılacağı yazıyordu. Telefonu kaldırıp Kaya'ya işaret ettim, "İstediğin oldu işte, muhtemelen toplantıda bunu konuşacaklar."
Kaya benimle işi kalmadığında yanımdan ayrıldı, ben de engelleyen olmadan arabama binip çalıştırdım ve mezarlığın olduğu sokaktan ayrıldım. Mahzen buraya fazla uzak sayılmazdı, o da mezarlık gibi şehirin epey dışında kalıyordu. Bir süre sonra arkamdan gelen siyah araçların neredeyse hepsi önüme geçmişti fakat hızımı arttırmadım, acelem yoktu.
Mahzen'in bahçesine en son giren benim aracım olmuştu, oyalanmadan inip binaya girerken güneş gözlüğümü çıkarıp çantama koymuştum. Mahzen'de boğuk bir hava vardı bugün, sanırım üst üste iki cenaze insanları korkutmuştu. Toplantı salonuna girdiğimde henüz tamamen dolmamış olduğunu gördüm. Amcam, babam ve Kaya dışında Orya ve Noris buradaydı. Orya otuzlarının sonunda, hoş bir kadındı. Noris ise Kaya'nın yaşlarında genç bir adamdı.
Kapıda dikilmeyi kesip masaya yürürüm ve babamın yanındaki sandalyeme yerleştim, oyalanmak için telefonumu çıkarmama kalmadan salon bir anda doldu. Boş sandalyelerin ikisi hariç tümü dolarken Valnikov da masanın başındaki yerine geçti. "Dostlarımız huzur içinde yatsın, yalnız bizim konuşmamız gerekenler var." Diyerek başladı konuşmaya. Mahzen'deki "Masa" on iki aileden oluşurdu, Masa'daki koltuk sahipleri yerlerini kendi soylarından herhangi birine bırakmakta ya da soylarından herhangi birine yeni bir koltuk vermekte özgürdü. Yalnız baş koltuk özeldi, kendine has bir saltanatı vardı. Baş koltuktaki kişi yerine sağlıklı oğlunu bırakana kadar orada otururdu. Geçmişte birkaç kez dominant isimlerin kendilerinden sonra kızlarını baş koltuğa geçirdiğini duymuştum ancak hiç kendi gözlerimle şahit olmamıştım, nadir mi nadir bir olay olduğu söylenirdi.
Şimdi Masa'da on aile kalmıştı. Geçen hafta gömdüğümüz üye de bugünkü de Masa'ya kendi soylarından kimseyi getirmemişti, yani soyisimleri Masa'dan sonsuza kadar silinmişti. Valnikov konuşmaya devam etti, "İki dostumuzun da burada ailelerini temsil eden tek kişi olmaları tesadüf değildi, kötü bir güç Masamızdaki aile sayısını düşürerek ve zamanla sıfıra indirerek bizi yok etmek çabasında. Bu kötü güç içimizde de olabilir, dışarıdan biri de olabilir." Soluk mavi gözlerini korkutmak istermiş gibi tek tek hepimizin üstünde gezdirip konuşmaya devam etti, "Bunu yapanın kim olduğunu bulana kadar hepiniz bir şüpheli aynı zamanda da potansiyel bir kurbansınız. Masa'dan bir kişi daha ayrılmayacak, herkes kendisine ve Masa'ya getirdiği soyu ya da soylarına sahip çıkacak."
KAMU SEDANG MEMBACA
MAVİ KABUS
Acak"Seni öldürmek için bir serum daha yedikten sonra döneceğim, gerçek katilin yapmasına izin verme." Dedim yüzüne bakmazken. "Peki, olur ama sen biri seni öldürmeye çalışırsa ona izin ver çünkü ben bir kez yarım bıraktım." Sözlerini duyduğumda kapıyı...
