En baştan.

5 1 0
                                        

---
Sabahtan beri babama gelen telefonların ardı arkası kesilmiyordu. Abimle sürekli göz göze geliyorduk, fakat hiçbir şey konuşmuyorduk. Babam, telefonu kapattıktan sonra bize dönüp derin bir nefes verdi. Bu, bir sorun olduğunun belirtisiydi.

Annemin ölümünden sonra toparlanması için abimle ona ünlü bir futbol takımından ayarladığımız işten kovulmuştu. Aslında kovulması için hiçbir neden yoktu; herkes çok severdi babamı, ama belli ki içeride düşündüğümden daha pis işler dönüyordu. Çok geç olmadan babam, İstanbul'dan Balıkesir'e babaannemin yanına taşınmamız gerektiğini söylemişti. Babamı artık hiçbir şey burada tutamazdı. Abim üniversiteyi yeni bitirdiği ve iş baktığı için gitme teklifi onun için hiçbir sorun teşkil etmiyordu, fakat benim okulumun bitmesine daha 1 sene vardı ve okulumdan sonra İstanbul'da çalışmayı kafama çoktan koymuştum.

"Baba, ben kalıp hayatımı burada devam ettirmek istiyorum."

Her şey ağzımdan bir çırpıda çıkmıştı. Babamla abim boş gözlerle bana baktılar ve benim ciddi olduğumu fark edince babam söze girdi:

"Bak Didemciğim, canım kızım, farkındayım; okulun, arkadaşların ve hayallerinin hepsi bu şehirde ama beni bu şehirde tutacak başka hiçbir şey kalmadı. Artık ömrümün son yıllarını da siz ve babaannenizle geçirmek istiyorum."

Son dediği şey abime çok dokunmuştu. Aniden sesi titreyerek konuşmaya başladı:

"Babacığım, o nasıl söz öyle? Ömrünün son yılları değil tabii ki. Biz senin her zaman yanındayız ama Didem haklı; en azından okulunu bitirip o şekilde gelsin yanımıza."

Abimi ilk defa bana hak verirken görmüştüm; normalde hiç anlaşamazdık. Abimin sözlerinden sonra evde uzun süreli bir sessizlik oluştu.

"Kızım, normalde gönlüm hiç seni burada bırakmaktan yana değil fakat okulunu bitirmen senin için daha iyi olacak, anlaşılan. En iyi seçenek buysa, burada kalmanı kabul ediyorum."

Babam 15 dakika sonra sessizliği bozmuştu ve söylediği her kelimede daha fazla tebessüm ediyordum. Cümlesini bitirdiğinde aniden koşup sıkıca sarıldım:

"Seni çok seviyorum, canım babam."

Konuşmanın üzerinden 2 gün geçmişti ve artık babamların gidiş günü de gelmişti. Abim valizini hazırlarken ona doğum gününde yaptığım özel defteri görünce birden ağlamaya başladı. Onu öyle görünce dayanamayıp yanına çöktüm. Bir süre beraber ağladık ama artık toparlanma vaktiydi; onları otogara ben bırakacaktım.

Otogara geldiğimizde dünyanın en soğuk yerinin burası olduğunu anladım. Burayı bu kadar soğuk yapan sanırım ayrılıklardı. Babamlar otobüse binmeden son bir kez sarıldık ve onları uğurladım. Otobüs hareket ettiğinde, üçünüz de gözyaşlarımızı tutamıyorduk. Otobüs otogardan ayrıldığı gibi ben de arabaya bindim. Artık tek başımaydım.

---

Ertesi gün kalktığımda bana kahvaltı hazırlayan, zorla uyandıran hiç kimse yoktu. En çok da bu koyuyordu insana. Zor da olsa kalktım ve pratik bir şekilde kahvaltı hazırladım. Masaya oturduğum sırada zil çaldı; gelen Eda'ydı. Eda, benim en zor zamanlarımda yanımda olan, tüm derdimi dinleyen ve hep beni destekleyen tek kişiydi. Artık Eda da benim ailemdi. Babamların gittiğini biliyordu ve sabah tek kalmayayım diye kalktığı gibi gelmişti. Kalktığı gibi geldiği, gözlerinin şişliğinden ve makyajla uyuduğu için gözlerinin etrafına yayılan maskaradan belli oluyordu. Onun bu halini görünce kıkırdadım.

"Günaydın aşkım, belli ki sana hiç ayımamış ama pek."

"Ay hiç sorma Didem, kalktığım gibi sana geldim, vallahi çok uykum var." deyip kendini hemen koltuğa attı.

"Öyle yatma, gel biraz bir şeyler ye."

"Yok hayatım, çok teşekkür ederim. Dünkü partiden sonra midem çok kötü."

Babam ile aynı yerde çalıştığından kaynaklı, neredeyse tüm futbolcuların olduğu bir partiye davet edilmişti dün gece. Anlata anlata asla bitiremedi tabii ki.Eda telefonunda dün çektiği videolara bakarken ben de iş imkanlarımı gözden geçiriyordum. Aklıma çok akıllıca bir fikir gelmişti.

"Eda, çok iyi bir fikrim var!"

"Ay Didem, nolursun bağırma, kulaklarım ağrıyor. Ne fikri, noldu hayırdır?"

"Ben şimdi psikoloji üzerine bir iş yapmak istiyordum ya, hani diyorum ki babamın çalıştığı futbol şirketinde işe başlayıp babamı kimin kovduğunu mu öğrensem?"

"Ee peki, öğrendikten sonra ne yapacaksın ki?"

"İntikam alacağım."

Eda'nın içtiği çay birden boğazında kalıp öksürmeye başlayınca zar zor konuştu.

"Ne intikamı kızım? Çok köklü şirketler bunlar, seni içeri bile attırabilirler, saçmalama!"

Eda'nın dediklerine çok takılmadım. Bu işi yapmak zorundaydım ve bana yardım edecek tek kişi de Eda'ydı. Beni şirkete bir şekilde önerip işe aldırması gerekiyordu.

"Eda nolursun, bu işi yapmamız gerekiyor. Beni şu şirkete öner, bak lütfen."

Eda'nın beni kırmayacağını biliyordum, bu yüzden iki kelime bile etsem hemen kabul edecekti.

"İyi tamam ya, Allah'ın cezası! Sana da hayır diyemiyorum ki."

Düşündüğüm gibi olmuştu. Eda öyle deyince koşup onu yanağından öptüm.

"Teşekkür ederim, bok böceğim!"

Kıkırdayarak cevap verdi.

"Ya bak Didem, bana bok böceğim deyip durma. Telefonu öyle açtın, hoparlördeydin bir de, tüm şirket duydu, artık 'bok böceği' diye çağırıyorlar beni."

"Olsun Edacım, sen benim bok böceğimsin."

"Neyse aşkım, ben yavaştan gideyim. İşe gitmem lazım 3 gibi ve senin şu işini de halledeceğim, merak etme çıtır."

Eda'yı uğurladıktan sonra evi toparlayıp finallerime çalışacağım sırada babamların görüntülü aramasını görünce sevinçle cevapladım. Tabii ki konuşurken iki tarafta az da olsa gözyaşlarını tutamadı ama bir şekilde telefonu güler yüzle kapatabildim. Şimdi tekrardan yapayalnızdım ve sadece tek işim Eda'dan haber beklemek olacaktı. Ha, bir de tabii finallerime çalışmak.

Sessiz Sakin.Where stories live. Discover now