Annem öldüğünde gerçeklik algımı kaybetmiştim. Her şey bir anda olmuştu. O makinanın sesi ve doktorların annemi yaşatma çabası...
İnanmıyordum, inanamıyordum. Bu olmuş olamazdı, annem beni bırakmazdı. O adamla beni tek başıma bırakmış olamazdı. Ameliyathanenin önünde durmuş, doktorların dediklerini anlamaya çalışıyordum. Halbuki ben onları duyamıyordum. Tek düşündüğüm annemdi. Ona veda bile edememiştim, son sözlerini duyamamıştım. Gözlerimden yaş bile akmıyordu. Belki beni şokta sanıyorlardı fakat ben anneme yıllar önce verdiğim sözü tutmaya çalışıyordum.
07.02.2006
Annesi oğlunun siyah saçlarını okşuyordu. Ne kadar da hızlı büyüyordu öyle. Küçük oğlan annesinin kucağında yatmış ve mırıldandığı ninniyi dinliyordu. Soğuk bir kış gününde annesinin sıcacık kollarında olması çok huzurlu hissettirmişti.
"Jisung."
Oğlan doğrulup annesine meraklı gözlerle baktı.
"Bana bir söz vermeni istiyorum"
Jisung daha da meraklanmıştı
"Ne sözü?"
"Ben öldüğüm zaman, bir damla gözyaşı akıtmayacağına söz ver"
Siyah saçlı oğlan annesine anlamsızca bakmıştı. Ama sorgulamadan cevap verdi;
"Söz veriyorum bir damla bile akıtmayacağım"
...
Gözlerimi açtığımda bir hastane odasındaydım. Başımda ise tanımadığım bir adam vardı. Kahverengi saçı ve bal rengi gözleriyle oldukça hoş duruyordu. Kalkmaya çalıştım ama hemen beni geri yatırdı.
"Sen deli misin?! O kadar güçten düşmüşsün ki! Seni ameliyathanenin önünde baygınken buldum.Ve hala kalkmaya çalışıyorsun, sen cidden delinin tekisin!"
Sesi çok endişeli ve sinirli çıkıyordu. Kararan gözüm yüzünden yatağa geri düştüm.
"B-ben teşekkür ederim ama siz kimsiniz?"
"Minho. Lee Minho. Kardeşim kanser bu yüzden hastanede kalıyordum. Kantine ona yiyecek almak için giderken seni yerde gördüm. Bir şeyin olmadığına seviniyorum. Sen kimsin peki? Ve neden burdasın bakalım sincap?"
Bana sincap demesine şaşırmıştım. Sanırım yanaklarım yüzünden öyle demişti. Kızarmıştım ama farkında değildim. Kaşlarımı çatıp Minho'ya döndüm;
"Bende Han Jisung annem bu hastanede kalıyor. Yani kalıyordu."
Sustum. Sanki boğazım düğümlenmişti. Konuşamıyordum.
"E-eskiden k-kalırd-dı ama şimdi o"
"Tamam ben anladım kendini yorma Jisung cidden yine bayılmak mı istiyorsun yoksa?! Bekle burda sana yemek alacağım."
Minho kalkıp odadan çıktı. O an içimde tuhaf bir şey hissettim. Daha önce hiç hissetmediğim bir duyguydu. Neydi bu? Anlayamıyordum. Ama o beni anlamıştı. Yaklaşık beş dakika sonra Minho elinde tost ile odaya girdi. Diğer elinde de şeftalili meyve suyu vardı. Meyve suyunu açıp yatağın yanındaki komidine koydu. Yatağı dik yaptı ve tostu açtı. Tam tostu almak için hamle yapmışken Minho bileğimi tuttu.
"Ne yapıyorsun?"
"Tost yicem"
"Yediricem, itiraz yok."
Şaşkın gözlerle Minho'ya baktım.
"Minho saçmalama istersen olmaz ben yerim."
"Asıl sen saçmalıyorsun elini bile kaldıramaz durumdasın ve kendin mi yiceksin?"
"Evet!"
Minho gözlerini devirdi. Ağzımı sıkıca kapattım. Ellerimi göğüsümde birleştirip yana döndüm. Minho oflayarak bileğimi kavradı ve beni kendine döndürüp tostu ağzıma soktu. Tostu geri çekti. Ben şok içinde ağzımda kalan parçayı çiğniyordum.
"SEN DELİSİN!"
Bölüm sonuuu
