Lydia ve Angelus, yıllardır bekledikleri düğün günü için büyük bir heyecan içindeydiler. İkisi de bu anın hayalini kurmuş, birlikte bir ömür boyu mutluluğun kapısını aralayacaklarına inanmışlardı.
O sabah, güneş ışıklarıyla aydınlanan evlerinde, Lydia'nın gülümsemesi her zamankinden daha parlaktı.
"Bugün, sonunda o gün," dedi Lydia, gözlerinde sevgi dolu bir parıltıyla.
"Bu anı hep bekledik, çiçeğim," diye cevap verdi Angelus, sevgi dolu bakışlarını ondan ayırmadan. "Hazır mısın?"
İkisi de evden çıkıp gelinlik ve damatlık alışverişine koyuldular. Lydia, gelinlik denerken her bir detayın mükemmel olmasını istiyordu. Saatlerce süren denemelerin ardından, nihayet aradığı gelinliği buldu. Beyaz tüller içinde kendini masallardan fırlamış bir prenses gibi hissetti.
"Nasıl olmuşum?" diye sordu Lydia, heyecanla.
Angelus, ona hayranlıkla baktı. "Muhteşemsin, çiçeğim. Göz kamaştırıyorsun," dedi ve onu bir kez daha ne kadar çok sevdiğini hissetti.
Gelinlik ve damatlık alışverişini tamamladıktan sonra, düğün hazırlıkları için eve döndüler. Dışarıda kar yağmaya başlamıştı ve Lydia, kar tanelerinin dansını izlemeyi çok seviyordu.
"Çiçeğim, dışarıda kar yağıyor," dedi Angelus. "Üşüyeceksin, hadi içeri girelim."
"Hayır, bak ne kadar güzel yağıyor," dedi Lydia, mutluluktan gözleri parlayarak. "Kar taneleri senin kadar güzel değil," diye ekledi Angelus.
O an Lydia, sevdiği adamın bu sözleriyle bir kez daha aşkının derinliğini hissetti. Sonunda içeri girip hazırlıklarına devam ettiler. Sabah olduğunda, Lydia'nın heyecanı doruktaydı.
"Günaydın çiçeğim. Bugün büyük gün. Nasıl hissediyorsun?" diye sordu Angelus.
"Çok mutluyum ve heyecanlıyım, sevgilim," dedi Lydia. "Birazdan kuaför gelecek ve sonra her şey hazır olacak."
Kahvaltıdan sonra, Lydia geleneklere uyarak Angelus'u evden çıkardı. "Gelini nikahtan önce damadın görmesi uğursuzluk getirirmiş," dedi, gülümseyerek.
Saatler sonra, Lydia prensesler kadar güzel olmuştu. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. "Çiçeğim, hazır mısın?" diye seslendi Angelus, kapının arkasından.
"Hazırım hayatım," diye cevap verdi Lydia, kapıyı açarak. Angelus, onu gördüğünde adeta nefesi kesildi.
"Hayatım, sen... sen mükemmelsin," dedi Angelus, gözlerinde hayranlık ve sevgiyle.
"Beyaz sana çok yakışmış," dedi Lydia, mutlu bir gülümsemeyle. Kol kola girerek düğün salonuna doğru yola çıktılar. Ancak, en mutlu günlerinin üzerinde kara bulutlar dolaşıyordu.
Davetliler onları gördüklerinde nefesleri kesildi. Lydia ve Angelus, adeta masallardan fırlamış gibiydiler. Merdivenlerden inerlerken, bir anda duyulan bir silah sesiyle her şey karardı. Lydia, vurulmuştu...
"Çiçeğim!" diye haykırdı Angelus, sevdiği kadının yere yığılmasını izlerken. O an dünya başına yıkıldı.
Saatler geçti, Angelus ameliyathane kapısında beklerken zaman adeta durmuştu. Doktorun yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
"Üzgünüm, maalesef kurtaramadık," dedi doktor, Üzgün Bir Sesle.
Angelus, duyduklarına inanamadı. "Hayır, bu olamaz! Lydia, beni bırakamaz!" diye bağırdı, gözyaşlarına boğularak.
Sevdiği kadın, beyazlar içinde, cansız bedeniyle morgda yatıyordu. Angelus, bu acıyla ne yapacağını bilmiyordu. "Çiçeğim, ne olur kalk. Ben yatayım senin yerine. Sen üşürsün, kalk çiçeğim," diye yalvarıyordu, sevdiğinin soğuk bedenine sarılarak.
"Üşürsün sen," dedi karın altında, Yarınlar Yokmuşçasına ıslanırken. Ve "Üşürsün sen,"dedi morgda, sadece soğuk bir bedeni seyretmekle yetinirken.
YILDIZLARIN FISILTISI
yeni bölümüyle 13 Aralık'ta yayında.
Sevgilerle.🤍
YOU ARE READING
YILDIZLARIN FISILTISI
Fantasy"Üşürsün sen," dedi sevdiği kadına, yarınlar yokmuşçasına karın altında ıslanırken. Ve "Üşürsün sen," dedi, morgda sadece soğuk bir bedeni seyretmekle yetinebilirken. "Zorluklardan yıldızlara, hiç dönülmeyecek uzun yolculuğa."
