"Ben seni tanıyana kadar renklerden bir haberdim. Her gün çeşit çeşit kumaşa dokunurdum, herkese renkleri giydirirdim ama ben o renklerin hiçbirini yaşamazdım. Giyip kuşanırdım ama hissedemezdim. Sen hayatıma girene kadar ben hiçbir şey hissetmiyordum. Ne zaman sen girdin benim puslu hayatıma ben o zaman fark ettim renklerin varlığını. Seni görene kadar ben başımı kaldırıp bakmamışım bile renklere. Bir kere bile dokunamamışlar bana, gösterememişler kendilerini. Ben hepsini sen bana dokunduğunda fark ettim. Sen girince anladım her rengin bir anlamının olduğunu." elim üniformasına dokundu, yavaşça hareket ettirdim omuzlarına çıkardım elimi. Başta bana sarılmayan eli belime gitti, sıkıca doladı kollarını. Daha da sokuldum ona. Sıcaklığında güvende hissettim.
"Sana kadar yeşilin bende bir anlamı yoktu. Şimdi var. Yeşil benim için bir bekleyiş." üniformasında daha çok dolandı parmaklarım. Derince bir nefes aldım kokusundan. bakışlarım önce yara izine değdi, parmaklarım canını acıtmaktan korkar gibi ize dokundu. Bakışları her yerimi talan ederken ona her yaklaştığımda kalbimin ilk defa gibi hızlı atmasına karşılık titrek bir nefes aldım.
"Sana kadar mavinin bir anlamı yoktu. Şimdi var. Mavi benim için bir arayış. Mavi benim için artık sen her gittiğinde aradığım gözlerin." Elim yeni kesilmiş sakallarının bıraktığı his ile yanağında dolanırken avuç içime dudaklarını bastırdı. Biraz daha ona yaklaştım. Belimdeki kolları sıklaştı ona sokulmam ile. Her soluduğumda etkisini her zaman gösteren kokusu buram buram doldu içime. Yaklaşıp boynuna doladım kollarımı. Saklanmak ister gibi boynuna sığındım.
"Sana kadar aklımda hiçbir koku kalmazdı benim, uçar giderdi hepsi." konuşurken değen dudaklarım ile sıcaklığını hissettim. Dudaklarımdaki kırmızı ruj ile imzamı atmak ister gibi kokusunun en yoğun olan yeri olan boynunu öptüm. Devam ettim.
"Hissetmezdim, duymazdım, soluklanmazdım. Senin kokunu duyana kadar da yaşamazdım. Sen yaşadığımı hissettirdin, her seni soluduğumda her göğsüne sığındığımda sen bana nefes oldun. Ve ben şimdi senin kokun için herkesi karşıma alabilirim. Sadece senin kokun olsun diye yerle göğü inletebilirim. Bir gün o kokudan mahrum kalırsam da iki cihan buluşsun yer yerinden oynasın diye her gece dua edebilirim. Sen bana bu denli karışmışken, ben bu denli sen olmuşken, senden ayrı kalamam." kalbim sızladı düşüncesi ile bile. Geri çekilip yüzüne baktım. Dolu gözlerimi fark etti. Bir yaş yanağımdan süzülürken büyük eli yanağımdaki ıslaklığı yok etmek istercesine sildi, sıcak dudaklarını alnımda hissettim. Üniformasının yakasıyla oynadım gözlerine değdirmeden bakışlarımı.
"Yokluğunda ilk duymak istediğim ses senin sesin, görmek istediğim tek göz senin gözün. Sarılmak istediğim tek kollar seninkiler. Adımı defalarca zikretsen bıkmam, çünkü ben adımı bile seninle sevdim. Sen 14 yaşında yalnızlığı tadan Mahur'u gördün, 24 yaşındaki Mahur'u iyileştirdin. Ben sensizken anlamsızım çünkü kimse benim anlamımı görmüyor, sadece sen fark ediyorsun beni tüm kalabalıkların arasından. Sen yoksan ben yokum, olamam, olmak istemem. Bu yüzden her şeyim sen olmuşken ben sensiz olmak istemiyorum Emre.."
"Zorlanacaksın," dedi saç diplerime dudaklarını bastırırken.
"Biliyorum," dedim göğsümdeki acı kendini dile getirirken bile hissettirdi.
"Hep beklemek zorunda kalcaksın." eli saçlarımda dolandı, bir adım bile uzaklaşmadı benden.
"Beklerim." sesim kararlı çıktı.
"Özleyeceksin," elini yanağıma koydu. Yasladım yanağımı ona. Başımı salladım hafifçe. "Özlerim.."
"Bayrağım için Milletim için sorgusuz sualsiz gideceğim hep!" Vazgeçmem için hepsini önüme sunarken geri adım atmadım. Başımı dikleştirdim, gözlerinden gözlerimi ayırmadım.
"Gurur duyarım." dedim göğsünün tam üzerinde duran Al Bayrağa parmaklarımı dokundururken.
"Hiçbiri, beni vazgeçirmez," dedim elim boynuna dolandı. Ensesindeki kısa olan saçlarınında dolaştı. "Bekleyeceksem sadece seni Emre. Hasretse sana, zorluksa sana, tutsaklıksa sana. Hazırım hepsine." dedim yeşillerim tekrardan yaşlar ile dolarken.
"Özlerim, ağlarım, zorlanırım. Ama beklerim. Kelimelerim bunlar. İkna edemiyorsam, kendine bu kelimelerle cümleler kur." diyerek ondan uzaklaşmaya çalışıp kollarını çözdüm belimden. "Çünkü benim diyeceklerimin hepsi bu." arkamı dönüp uzaklaşacağım sırada arkamdan belime kolunu doladı.
"Korkumun hepsi sensin," diye mırıldandı boynuma dudaklarını değdirip derince bir nefes alırken. "Endişlerimin hepsi yaralı kalbine başka bir yara da benim açmak istememem." dedi dudaklarını boynumdan ayırmadan. Gözlerim kapanırken, göğsümdeki hissin ağırlığı ile derin bir nefes aldım. Büyükçe eli belimin iki yanından tutarak kendine doğru çevirdi, nereye koyacağımı bilemediğim ellerim göğsüne savruldu, oraya tutundu.
"Dokunmaya kıyamadığım her bir zerren benim vatanımın bir karış toprağı Mahur." diyerek mırıldandı dudakları yüzümün her bir miliminde yavaşça dolaşırken.
"Uğruna savaş çıkaracağım, kimsenin el değmesine izin vermeyeceğim, kanımı yerde bırakmak için tereddüt etmediğim vatanımsın sen benim. Kokun, tenin, tek bir saç telin için canımı vermeye hazırken sevmeye, dokunmaya kıyamadığımsın. Kendimden sakındığımsın. Ve şimdi sen bana geldin ya.." dedi alnını alnıma yaslamışken gözlerim kapandı. Dudaklarımın üzerine bir cümle bıraktı ve içimdeki tüm yangını körükledi.
"Benden gitmene izin vermem." belimdeki bir eli, göğsünde duran elimi sıkıca kavradı. "Bu eli bir kere tutarsam. Ömrüm yettiğince de bir daha bırakmam."
🌙
Tanıtım için biraz kısa oldu ama onlar ile tanışmanız için de dolu dolu oldu bence...
Umarım bende uyandırdığı hislerin hepsi size de geçmiştir,
Güzel bir yolculuk olur umarım bizim içinn
1.Bölüm'ü kısa süre içerisinde paylaşacağım, o zamana kadar görüşmek üzere 🙋🏼♀️❤️
YOU ARE READING
VEYL HANÇERİ: Yap-Boz
Romance"Zorlanacaksın," dedi saç diplerime dudaklarını bastırırken. "Biliyorum," dedim göğsümdeki acı kendini dile getirirken bile hissettirdi. "Hep beklemek zorunda kalcaksın." eli saçlarımda dolandı, bir adım bile uzaklaşmadı benden. "Beklerim." sesim k...
