-1-

46 4 8
                                        

bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde, belki de çok yakın bir dönemde, koca ağaçlarla çevrili bahçesinde renk renk çiçekleri olan, ihtişamıyla herkesi büyüleyip göz kamaştıran, çevresindeki insanların ilgisini çeken bir krallık varmış. geleni geçeni etkiler, muhteşem manzarasıyla göz kamaştırır, halkının neşesi ve dayanışmasıyla da dikkat çekerdi. işte bu uyum, Krallığı diğerlerinden ayıran en büyük özelliğiymiş.

Burayı kıskanan ve hayranlık duyan başka krallıklar da olurmuş. dışarıdan renkli, neşe ve huzur veren bu büyük krallık, ayrıca güç ve asaletin temsilcisi olarak bilinirmiş. Ancak bu mükemmel yer, masallarda anlatılan o destansı yerlere benzese de içerisinde binlerce acı ve hırs dolu hayatlar taşıyormuş. soğuk koridorların, yalnız odaların Her bir taşında bir önceki neslin kaderi, her rüzgarında yeni bir trajedinin habercisi yankılanırmış.

Bu krallık, bu duvarlar, her bir odası ve içinde yaşayan her bir insan kendi içinde farklı sırlar, acınası yaşamlar barındırırdı.
Hele ki bu Sarayın soğuk duvarları arasında yaşam mücadelesi veren binlerce insan olurdu. Kimileri saray sahiplerinin getir götür işlerini yapar, kimileri buz gibi mermer taşları temizler, aş pişirirdi. Kimileri de süslü kıyafetler hazırlayıp kralları ve kraliçeleri giydirir dururdu.
Krallıkta genelde körpe, elinden her iş gelen yoksul, genç köylüler çalışırdı. İşte nasha onlardan biriydi...
1.75 boylarında, yıpranmış kıvırcık saçlarıyla, bir elinde bez diğer elinde ise içi kir dolu büyük bir kovayla her gün yerleri temizleyen, krallığa getirilen meyve sandıklarını taşımaktan beli kamburlaşmış, 16 yaşlarında toy bir hizmetçiydi.
Diğer hizmetçiler gibi o da Birkaç saatlik uykuyla bütün günü idare etmeye çalışır, yeri gelir saray aşçılarına yardım eder yeri gelir krallığın bahçesinde kurumuş otları temizlerdi. Nasha gibi bir çok genç köle burada harap olur zamanının büyük çoğunluğunu ailesinden uzakta, açlık ve sefalet içinde geçirir, usulca yaşar, sessizce ölüme giderlerdi. Görmezden gelebilecekleri bir iş değildi bu. Her seferinde üstlerine çöken yorgunluk giderek katlanılamaz bir hale geliyordu; hizmetçilerin çektiği ızdırap, saray hanedanına, çevresindeki diğer soylu aile üyelerine adeta zevk veriyordu. adaletsizlik, en derin haliyle bu demekti.


DuygusuzWhere stories live. Discover now